|
“yazmanın
bir
ocağı olmalı”
Metin DEMİRCİ
ile
Şair-Yazar
Metin Demirci Çorum'un Osmaniye köyünde 1951 yılında doğdu.
Ataları Kafkas
göçmeni. Çorum Öğretmen Okulu'ndan mezun olduktan sonra 15
yılı köylerde, 10
yılı da merkezde olmak üzere Çorum'da 25 yıllık sınıf öğretmenliği
yaptı.
Yaklaşık 5 yıldır da eşiyle birlikte köyünde yaşıyor. Bir de Metin
Hoca, köyde
muhtarlık
yapıyor. Metin Demirci her ne kadar köyde yaşıyor olsa da, şehirle
bağlantılarını koparmış değil. Çorum'da yârenliği Paşa Çeten'le
birlikte, Aşkın e-hali
isimli bir edebiyat dergisi çıkarıyorlar.
Metin Hoca ile köye
çekilişi, şiirleri, 20 yıldır üzerinde durduğu fikir kitabı, Kur'an-ı
Kerim'in şiire bakışı, Türkiye'de yerel bölgede
dergicilik
yapmanın gerekliliği
üzerine bir sohbet
yaptık. Metin Hoca, "Ben büyümeyi ve gelişmeyi belli bir
merkezden
çevreye yaymak olarak değerlendiriyorum. Çorum'da doğdum, büyüdüm ve
yaşıyorum. Eğer bir iş yapacaksam, işe yaşadığın yerden
başlamalıyım. Yazmak
benim için çok
önemli. Bunun da bir ocağının olması
gerekiyordu." diyor.
Neden
köye çekildiniz?
Köy
merkeze yakın, şehirle fazla bir kopukluğum yok. Tamamen köye
kapanmış birisi değilim. Arıcılık
yapıyorum. Dünyaya küsmüşlüğüm falan yok. Köy
emekliler için
temiz hava demek. Beynimizi ve gönlümüzü dinlendiriyoruz. Şehirle
irtibat
içindeyiz. Köyde muhtarlık yapıyorum.
Basılmış
eserleriniz nelerdir?
İlk
kitabım, "Ne Çok Sen Varmış Senden Sonra"dır. İkinci şiir kitabım
hazır ama çıkaramadık. Bir de özel
bir çalışmam var. 20 yıldır üzerinde durduğum
bir
çalışma. İsmi
inşallah "İslam Literatüründe Yaygın Yanlışlar ve Doğru Cevapları"
olacak. Kitap tamamlandı, basım sorunu var. Yayınevleri konularından
dolayı sorun
çıkarıyor.
Neden?
İslam
dünyasında bazı konular, yanlış şekilde konumlandırıldı. Ben bunlara
parmak
basıyorum. Hz. Adem'in ilk insan değil, ilk peygamber olduğundan;
Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İsa hakkındaki yanlış bilgilerden; Kalu
Bela diye bilinen
şeyin yanlış bir
inanış olduğundan, insanın eşrefi mahlukat olup olmadığı
meselesinden,
insanda ruhun
falan olmadığından, öbür dünya ile ilgili kıyamet senaryolarından
ve benzeri
pek çok konuda yaygın yanlış olduğunu iddia ettiğimizden dolayı,
belli
kesimler olumsuz tepki veriyorlar.
Eseriniz yayınlandığında
tartışmalar yaşanacak ve bu sizi meşgul edecek.
Bu tartışmaların
şiirle aranıza girmesinden endişe
etmiyor musunuz?
"Bu adam
şairse fikri
meselelere dalınca güncelleşecek ve edebi çalışmaları
aksayacak." diye düşünülebilir. Ben
şimdiye kadar bizzat yaşamadığım hiçbir şeyi
şiir
hâline
getirmedim. Yaşamadan yazmamak, ben de ahlaki bir kuraldır. Böyle
rahatsız
edici bir ortam ya da meşguliyetimiz olursa ona göre
şiirler
yazacağım.
Yaşadıklarınıza
göre yeni
şiirler
çıkacak
ortaya o zaman.
Ben de yaşanır
ve şiir hâline dönüşür. Esas tedirginliğim yaşamadan birşeyi
şiir hâline
getirirsem o zaman olur. Kur-an'da şairlerden bahsedilirken,
"onların yapmadıkları şeyleri
söyledikleri ve her türlü vadide gezindikleri" şeklinde olumsuz bir
ifade var. Dolayısıyla şiirlerimin hepsinde hayatın bir gerçeği
vardır. O ayetleri
çok okuduk.
Gerçeklerle ilgisi olmayan, müşrik durumdaki insanlara eleştiri var.
Hakk'a
yönelen, olumlu şeyler söyleyen şairlerden bahsediliyor. Biz
kendimizi ikinci
kategoride görmeye
çalışıyoruz.
Her
aklımıza
geleni
söylemiyoruz. Kur-an'da,
şiir
ve şairden benim
bildiğim
olumsuz bir
şekilde
bahsediliyor.
Şuara
Sûresi'ndeki ayetlerde her vadide dolaşanlar ve yapmadıkları şeyleri
söyleyen
şairlerden bahsettikten sonra diğer ayette "ancak" deniliyor: Zulme
uğratıldığı zaman kendini savunan,
hakkı arayan durumdakiler, hakkı tavsiye eden, iyi güzel
şeyleri
seslendiren şairler, o şairlerin dışında
tutuluyor.
Kur'an
şiire bir ölçü
mü
getiriyor?
Kur'an
şiire de bir ölçü
getiriyor. Şair, şiirde zulmü seslendiriyorsa, güzel
ve ahlaki olanı
yayıyorsa gayrı meşru saymıyor. Kur'an herşeyden önce iman etmeyi,
salih
ameli ve zulmü ortaya koyuyor. Hayatın kendisi amel, zulüm ve iyilik
güzellik üzerine
kurulu.
Müslüman
şairler
bu üç sahayı hakkı
ile
yerine getirmeli.
Dindar kesimde sanat yapılırken bir daralma yaşanıyor. Bu daralmayı
kendimiz mi yaratıyoruz?
Allah herşeyi
iyi ve kötü
diye ayırt ediyor. Tevhidi
bir
bakış açısıyla
değerlendirirsek, hak olmayan
şiir
ve sanat, hak olan
şiir
ve sanat vardır.
Eserleriniz şimdiye kadar nerelerde
yayınlandı?
1980'den itibaren ciddi bir
şekilde başladık.
80'li yıllarda Ankara'da Aylık
Dergi diye bir
dergi çıkarmaya başladık. 89'a kadar devam etti. Orada sürekli
yazdım. 89'da Aylık Dergi kapandı.
Yerine "Bu Meydan" diye İstanbul'da bir dergi
çıktı.
Şiirlerim
ve yazılarım orada da yayımlandı. Kardelen, Hüner, Kırağı ve
Çorum'da çıkan
dergi ve gazetelerde, ulusal yayınlarda Vakit Gazetesi'nde ve başka
yerlerde
eserlerim yayımlandı. Böyle de devam ediyor, kesintiye uğramadan.
26
yıldır
şiir
yazıyorsunuz. Neden
çalışmalarınız
daha önce
kitaplaştırmadınız?
Şiir
yaparken bir heyecanla çalışıyorsunuz. Şiir bitiyor, kendini de
bitmiş hissediyorsunuz. Daha sonra
yeni bir şiir...Gün geliyor bir araya topluyorsunuz. O
da zaman alıyor.
Yayımlandığında bir daha erişemem endişesi oluşuyor.
Daha iyi
olsun diye yayımlanmadan
önce bir çaba oluşuyor. Boşluk oluşuyor ve bu boşluk
bir müddet
devam ediyor. Araya günler, aylar giriyor. Sonunda bir gün işler
kıvamına
geliyor. 0 zamanda maddi yönden engeller çıkıyor. Bu süreç böyle
devam ediyor.
Kaliteli olsun,
geç
olsun fark etmez.
Size ilham nasıl
geliyor, şiir nasıl ortaya çıkıyor?
Şiir
benim için
her şey değil ama hiçbir şey de anlamına gelmez. Hayat
çok çeşitli.
Hayatın değerlerinden bir değer de şiir. Fakat şiir insan özüyle,
şuuruyla
ilgili olduğu için daha fazla dikkat çekiyor. İlhamsız şiir olmaz;
ama şiir de ilham
tek başına
yeterli değil, emek de ister. Belki de herkese ilham geliyor. Onu
değerlendiren biri lazım. İlhamın gelmesi de gayrete bağlı. Ne kadar
çok okursan,
sanatla,
edebiyatla iç
içe
yaşarsan
ilham
da ona göre
geliyor.
Necip Fazıl
Kısakürek ya da Sezai Karakoç gibi çok üretken şair ve yazarlar
var.
Arada yazıya ve şiire adanmıştık farkı mı
var acaba?
Necip Fazıl
gibi
kişiler
çok az yetişir. Hayatları o işe adalıdır. Yazı
hayatlarının her
şeyidir. Evinin ekmeği oradan gelir. Köydeki çiftçi için tarlası
neyse sanat-edebiyatta Necip Fazıl
için de odur. Sağ kesimde Necip Fazıl ne ise,
sol kesimde de Nazım
Hikmet odur. Onlar hayatlarını edebiyat üzerine üretip
tükettiler.
Yaşamaları için üretmeleri lazımdı.
Birde
üzerine sevdaları eklenince...
Osmanlı'nın
yıkılmasıyla yeni bir şeyler yapma endişesi herkeste mevcuttu. Yeni
kurulan düzenden hoşnut olanlar ve hoşnut olmayıp daha iyisini
isteyenler vardı. Bunlardan birisi Necip Fazıl Kısakürek ise, diğeri
Nazım Hikmet'tir. Bu insanların
eserlerine ister
istemez bunlar yansımıştır. Büyük insanlardı. Fikirlerinin doğruluğu
ve
eğriliği ayrıca tartışılır.
Hızlı
tüketimin olduğu bir zamanda dergi çıkarıyorsunuz. Tüketimdeki hız,
yaptığınız işte sizi umutsuzluğa
sevk etmiyor mu?
Hayat bizi sıkıştırdığında
umut tükenmemizi engelliyor. Kur-an'da bir
ayette, "Umudunu
kesenler ancak kafirlerdir." deniliyor. Biz umutsuz olamayız.
Umudumuzu
kaybedersek Allah'tan da umudumuzu kaybederiz. Bunalırız, daralırız
ama her
insan gibi bir gün iyiye güzele ulaşmayı umarız. Her zorlukla
birlikte sonra
bir kolaylık
gelir. Bunlar umudu kaybetmememiz için nasihatlardır. İman ettiğin
sürece
umudun kaybolmaz.
Şiirde
olgunluk evreleri var mıdır? Siz kendinizi şiirin hangi evresinde
görüyorsunuz?
Bu
sıralamayı
şairler hakkında başkaları yaparlar. Ben hali hazırda 10
yıl öncekinden farklı değilim. 10 yıl
önce de bir şeyler yapma heyecanı içindeydim,
şimdi de aynı. 10
yıl öncesinde de kendimi bir miktar yeterli, bir miktar yetersiz
hissediyordum. Hâlâ ulaşacağım yerler var diye düşünüyorum. Hep aynı
olgu içinde
yaşayıp geldim.
Bunu bir kategoriye koymak, şairin ömrü bittiğinde mümkün
olur.
Dergiciliği
neden yerelde yapıyorsunuz?
Ben
büyümeyi
ve gelişmeyi belli bir merkezden çevreye yayılmak olarak
değerlendiriyorum. Çorum'da doğdum, büyüdüm ve yaşıyorum. Eğer
bir
iş
yapacaksan, işe yaşadığın yerden başlamalısın. Yazmak benim için çok
önemli.
Bunun da bir ocağının olması gerekiyordu. Bilindiği gibi edebiyatın
bütün türleri kitaplardan öğrenilmiyor. Usta-çırak ilişkisi ile
öğreniliyor. Bir zamanlar sanat ve
edebiyat yapan tarikat ehli tekke ve
zaviyeleri bu iş için kullanıyorlardı. Bugün ise
sanat ve edebiyatın
yürütme merkezi olarak dergiciliğin önemli olduğuna inanıyorum.
Türkiye'de
bu misyonu
dergiciliğin
dolduracağı kanaatindeyim. Dergi edebiyat-sanat
için bir çeşit
okul.
Dergi bir feyz ortamı
mı
yani?
Bazıları
dergiyle birlikte büyür. Elbette. Öyledir. Öyle algılıyorum ve kendi
ülkeme,
şehrime bu konuda bir hizmet götürmem gerektiği kanaatindeyim.
Çorum'da
olanı tarif etmek hizmetin zayıf tarafıdır ve bu halihazırdaki
şeyleri başkalarına
tanıtmaktır.
Bunlar esas yapılması gerekenin yanında ufak bir şey. Çorum'dan
birkaç
büyük yazar-şair çıksa Çorum değerlenir. İşte biz, bu ve benzeri
açılardan "Aşkın e-hali" ile yerel anlamda şehrimize, özel anlamda
ülkemize, daha genel
anlamda da bütün
insanlığa
bir hizmet
yapmayı tasarladık.
Yerelde edebiyat
çalışması
yapmak hayli zor?
Çorum
dışından da eser geliyor. Arif Dülger, Nurettin Durman, Halit
Yıldırım, Sami
Aslan, Mehmet Solak gibi isimler eser gönderiyor. Çorum'da
gerçekten güçlü
isen; kendi yerelin içinde genele yayılmak büyük bir
zenginliktir. İstanbul,
Türkiye'nin merkezi ise Çorum'da öyle olur. Çorum'u ben büyük
değerler yatağı
olarak görüyorum.
Çorum'da
üretim yapılan edebiyat ortamı oluşturmak istiyorsunuz, öyle
mi?
Üretim
ortamı oluşsun. Bu ortamda Çorumlular ve başkaları yetişsin. Ocak
gibi...Mirasçıları, miraslarına
bir şey katmazsa büyüme olmaz. Yedi Sekiz Hasan
Paşa
vardı meselâ... Çorum'un büyük yazarlara-şairlere ihtiyacı yok mu?
Yarın
gelenler yine aynı şeyleri mi tanıtacak? Beş insanı da
biz
büyütsek, tanıtsak...
Çorum'da asfalt
aşındıran gençler nasıl seveceklerini bilmiyorlar. İnceliği
kaybetmişler
ve teşhirciliğe
kaymışlar. Dış görüntüye bir de iç görüntü kazandırmaya çalışıyoruz.
Bir insan,
bir insana nasıl yaklaşacağını bilmiyor. 18-20 yaşlarındaki
gençlerin
sevgilerinin ifadesi, "seni seviyorum" sözünden öteye geçmiyor.
Oysaki sevginin
bin
bir
türlü
ifadesi
vardır.
Bunun
içinde edep
ve sanat
gerekir. Ne söylendiği değil,
nasıl söylendiği önemlidir. Pek çok söyleyeceği olan yazarlar vardır
ama nasıl söyleyeceği yoktur. Usulü yoktur. Olan şeyler nasıl ortaya
çıkıyor
önemli olan o. Derginin kapağındaki görüntü edebi türleri ifade
ediyor. Uluorta konuşma, edebi
türle.konuş.
Bu bizim usulümüz.
"Güçlü
sevginin bir adı da aşktır. Bizde edebiyat sevgisi aşk
seviyesindedir.
Biz
bu sevgiyi "ismin -e hali" olan yöneliş
durumunda ortaya çıkardık. Ayrıca pek çok manayı çağrıştırsın
istedik. Aşkın "e" ile başlayan tüm
güzelliklerine
çağrışım yapmasını
istedik. "Aşkın e hali", aşkın
evlilik
hali, aşkın edep hali gibi. Amacımız
aşkta olması
gereken meşru herşeyi ortaya koymaya
çalışmak.
Hale Dergisi'nin Temmuz 2006 sayı 21'de yayınlanmıştır.
|