|
|
|
şair ve
şiir
üstüne
Mehmet
OKUMUŞ
Birikiminin farkında
olmayan, yahut bunu reddeden toplumlarda, sanata yönelme ve var olma
içerisinde sanattan medet umma girişimlerinin, hemen hiç
olmadığını
gözlemlemek pek yadırganacak bir durum olmayıp tam aksine
alışılageldik
bir olgudur. Oysa
böyle bir eksikliğin içerisinde, devinecek ve hatta feveran edecek
takati
kalmayan toplum için, sanatın elzemiyeti kan mesabesinden daha geri
değildir.
Hele ki: varoluşsal bir ağırlığın kalmayıp her şeyin hafif-meşrep
bir zemine
oturtularak te'vil
edildiği
ya da icra edildiği bir zaman diliminde 'kaygı' denen melekenin
güçlendirilmesi için gerekli argümanlardan ikincisi olabilecek kadar
ehemmiyete sahip olan ontolojik bir araçtır. Bu önermenin, sanatın
bütününü
kapsaması elbette mümkün bir şey değildir. Çünkü sanat dalları
içerisinde kastedilen
'hal'i imkanlı
kılan, yalnızca şairdir.
Şiirin
bu yardımcı olabilecek kadar yetkin bir alan olabilmesi için şairin
de bu
yetkinliğine uygun bedeller ödeyebileceği hayatı, kendisine yaşam
olarak
seçmek gibi bir zorunluluğu vardır. Bu mesuliyetlerle kıyaslanmaması
gerekir.
Şairin
hali hazırda, süre giden bir hayatın müdavimi olması, şiire halel
getirmekten öte bir şey olamaz. Yani şair, hayatını belirlerken
şiir
merkezli bir
düş kurup bu
minval üzere yaşamalı ve referanslarını belirlemek zorundadır.
Şiire
malzeme
edebileceği imge, simge, konu, hal vs. gibi olguların bedellerinin
muhakkak
hayatında görülmesi gerekir. Nasıl ki; kolay feragati eksik bir
hayattır., asla şiir
yazdırmaz. Bunu
önemsemeyip,
eli-kalemi,
şiir
yazdırtmaya zorlamak aklı
kanırtmaktan başka şey değildir. Aklın kanırtılması neticesinde ise
şiirin bir uğraşı
olduğuna inanan
türedi şairler çıkacaktır. Uğraşılacak, uğraşırken ise yorulan akıl
ve beden, herkese gösterip zamanın
hastalığı olan 'emek vermek' muallaklığına sığınıp saygı
beklenecektir. Hatta bu beklentiye cevap verebilecek okur (okumaz)
kitlesiyle güle
oynaya bir ortaklaşalık kurulacaktır. Şair; okuru, okur
şairini
memnun edip,
birbirlerini mutmain etme peşinde karşılıklı koşuşacaklardır. Her
iki tarafta
birbirlerinin mahrem hayatlarına mukavemette bulunacaklardır. Ancak
görünür de
mukavemet değil, tersine karşılıklı öğretiler ve anlayışlar ayinine
dönüşecektir. Bütün bunlar
ayıplanmaktan daha zor azarlanması ve ta'zir edilmesi
gereken tutumlardır.
Çünkü şair; şirirnin her yerine George Trakl'ın; "ruh
bir
yabansıdır
yeryüzüne" mısrasını sirayet ettirmeli ve
bir
yandan da hayatı
yabansılaşmalıdır
yer yüzüne. Yani melankolik gerilimler, iç çekişler serzenişler,
korkular, hatta çığlıklar,
tahammül sınırlarını zorlayan bir KAYGU'ya dönüşmelidir.
Eğer
bu dönüşüm gerektiği şekliyle bir hakikatlik arz ediyorsa o akıldan
sudur edecek şiirin, şairine bir
şefati söz konusu olabilir
ancak. Ve şair asla yaşamak
gayretkeşliğine
girmemelidir, böyle görünüyor olmak kafgidir. Malzeme olarak
seçtiği imgeler
arasında ve imge seçiminde, iradenin girebileceği hal
özellikle
'sıkıntı' hali
olmalıdır. Şair gerçekten sıkılmalıdır. Ancak esrik bunaljmlardan
uzak
kalmak gerekir. Bilakis; Arthur Rimbaud gibi, tarihlendirilebilecek
sıkıntılar lazımdır.
Şair
sıkıntının, yalnızlığın, karşı duruşun, muhtaçlığın, acizliğin,
vakurlu olmanın, feragatin, terk
edişin, marazların, illetlerin, sanrıların, sancıların, ağrıların
rahle-i tedrisinden geçmesi
gerekmektedir. Ya da bu
haller
üzerine
talebeliği hiç bimemelidir. Malzemesi bunlardan bina edilmeyen
sözlerin şiire yakın
olması için ilahi
bir dokunuş gereklidir. Lakin ilahın insan sözüne dokunmak gibi
bir hususiyeti, yoktur.
Günümüzün
en çetrefilli meselelerinin bile, şiire musallat olabilecek kadar
değerinin
var olmadığını anlamak için, yer yüzünün üstünde yaşa(t)maktan
hoşnut
olduğu biri olmak gerekmiyor. Her şeyin nüvesine doğru ilerleme
halinde olan sıradanlığın,
çevrelediği akıldan sızacak olan sözler şiirin dokusunu tahrişten
başka
bir şey yapmıyor. 'Bunlardan ırak olmak mümkün olmuyor' savunusunun
karşısında
ise
karınca örneği günah olmayan
bir
zanla,verilebilir.
Şair varoluşsal
bir sıkıntıyı benimseyip, kaygılanmalıdır. Kaygısının
damarlarına ve
oradan
iliklerine
geçmesine müsaade etmelidir; ki kalemi
şiir
kanasın, yeni düşünceler böyle bir
kaygının vehametini insana hissettiremeyecek kadar eksik etek
düşüncelerdir. Bunlardan arınılmalı ve şiire konu edilecek olanın
görüntüsü
dahi insanı korkutmalıdır. 'Demirden sağanaklarda uyuyup, bir eylül
günü bilek damarları kesilir gibi
hissedilebilmedir, yaşamak mümkün değilse. Şair
zamanımıza
katılmamalı sadece şaşırmalıdır. Bir süre sonra her şeye
şaşırmayacak
kadar
ıratmalıdır kendini yaşamdan. Sürgün olduğunun farkına vardırtacak
konular ve
kelimeler seçmelidir şair. Hep bir inilti çıkmalıdır ondan ve
yazdıklarından.
|
|
|