Da Vinci
Şifresi

Mustafa BALYAZ


      Eski zamanlardan beri yinelenen
bir söz vardır; din terakkiye mani değildir,diye. Biz bunun mefhumu muhalifinden mani olduğu anlamını hemen kavrardık. Öyle ki şairlerince bile " treni yıllar önce kaçırmış" olarak nitelenen insanlar olarak son üç yüz küsur yıldır kendimizi müdafaada hissediyoruz. "Renan Müdafaa namesi, Çanakkale ve Plevne gibi eserler ve siperler bizim için hep müdafaa zaferleridir. Bu o kadar böyledir ki milli manevi gayretler içinde olan en azından ona saygı gösterenler "MUHAFAZAKAR", batının ilmini, fennini, bu arada dansını da alalım diye düşünen teslimiyetçiler de "İLERİCİ" adıyla anılırlar.

Kimi galiplerine aşık olan mağluplar hep aynı retorikle karşımıza çıkarlar. Keşke şu "Rönesans ve Reform" dönemlerini ıskalamasaydık da ve biz de bu güzel hadiselerin bir parçası olsaydık diye hayıflanırlar.

Bize yazıklanma vesilesi olarak sunulan bu malum tarih dönemleri mutlaka bir ya da birkaç kişiyi müşahhas hale getirmiştir.. Leonardo da Vinci, Mikelancelo, Nevton .... Biz bu ve benzeri adamları iyi ve has adamlar olarak tanıdık.Haklarında övgülerinden başka bir şey duymadığımız bu tür insanlara merakımızdan veya popüler olanın aynı zamanda ucuz olduğu varsayımından mıdır nedir bu kanaatimi evde bırakıp bir Amerikalının yazdığı "Da Vinci Code - Da Vinci Şifresi" serlevhalı eserini aldım, okudum,ertesi gün de unuttum.Utançla da olsa filmine de gittim.Aslında niyetim neyin nasıl ifade edildiğini değil ne söylenmeye çalışıldığını görmekti.

Amerikalı yazar yola, Hıristiyan teolojisini özellikle de Katolikleri rencide edecek yeni olmayan bir iddia ile çıkıyor. Ona göre İsa ilah değildir; İsa yaşadığı dönemde namusu ile şöhret olmamış bir kadınla evlenmiş. 0 da gitmiş çocuğunu Fransa da doğurmuş. O günden bu güne İsa'nın neslini bir tarikat korumuş. Tarikat o çocukları ve bu sırrı hep saklamış.

Da Vinci Şifresi olarak bilinen bu eser, Bokasyo, Viktor Hugo veya Nevton gibi yıllarca övülen sanatçıların aslında sandığımız kişiler olmadığını ve bilinenin aksine büyücülük,cifr, simya ve daha bir çok bizce melanet sayılan işlerle de iştigal ettiklerini anlatıyor.Böylece biz de Ebu Zer, Selmanı Farisi, Molla Cami, Mevlana gibi daha pek çok güzel insana sahip bir medeniyetin çocukları olduğumuzu hatırladık.Bizden olmayanların ne kadar övülürse övülsün gecenin güneşe, siyahın beyaza, günahın sevaba, kötülüğün iyiliğe uzak olduğu gerçeğini bir kez daha kavradık.

Müslümanların zaten bu konuda hiçbir endişe ve şüphesi yoktur ki, Hz. İsa dört büyük peygamberden birisidir ve o da bizim gibi bir fanidir. Çarmıha gerildiği iddiası ise yalandır. Ötesini pek bilmiyoruz; ama mühim de değil. Zira gaybı yalnız ALLAH bilir.

Kitapta ve filmde doğru olan tek şey İznik Konsülü ilgili iddialarıdır ki buna göre Roma imparatoru pagan imiş. Ne var ki bütün engellemelere rağmen İsevilik hızla yayıldığından halk arasında huzursuzluk ve ayaklanmalar çoğalmış. İstanbul'a adını veren imparator devletin bekası, tacın ve tahtın selameti için o günlerde sayıları üç yüze yaklaşan İncil'i dört farklı kitap olarak kabul ettirmiş. Konsül dine ait pek çok şeyi tartışmış. Tartışılan şeylerin en önemlisi ise tevhit konusundaki farklılıkmış. Konstantin de pagan olduğundan tevhid değil teslisten yana ağırlığını koymuş o günden sonra da tevhide bağlı olanlar dışlanmış, sindirilmiş veyahut öldürülmüş. Ehram ters yüz edilmiş. Roma Hıristiyanlaşırken, İsevilik de paganlaşmış. Kitap ve film bu tek doğrunun yanında zehir niteliği taşıyan pek çok unsuru da içine alarak ağulu bir aş olmuş.

Bu kitapta Teslime Nesrin'in ve Salman Rüştü'nün yaptıkları gibi, Amerikalı yazar eliyle EHL-İ Kitaba yekten saldırı söz konusudur. Elbette ki İslam'a yapılan mütecaviz saldırı, onlara da bir gün yapılacaktı. Çünkü bu saldırılar farklı ellerden çıksa da olan bitenler tek bir yerden sevk ve idare olunuyor. Erdem, ahlak, maneviyat ve hepsini kapsayan din, post modern çağın bu efendilerini rahatsız ediyor. İnsanların bireycilik vasıtasıyla, kendisi başta olmak üzere herkese yabancılaşması yeterli bulunmuyor. Milletlerin içinden din çıkartılarak milli vasıflarını kaybetmeleri ve yığınlaşmaları isteniyor. Da vinci şifresi elbette bunları tek başına yapmıyor ve filmde üzerinde pek fazla durulmayan şeyler kitapta bir cinsel obje olarak kadın, hedonizm, hümanizm, çok tanrıcılık (paganizm) bu planın gerçekleşmesi için elinden geleni yapıyor.

Batı kültürünün önemli karakolu olan sinemanın bizi de her haliyle rahatsız etmesi doğal değil m? Yaptıkları film dünü ve bu günü anlatıyorsa filmin kahramanına yardım eden bir papaz bulunurken, konusu yarından alınma, bilim kurgu denilen tarzda ise papaz, imam veyahut haham ehli kitaptan hiçbir din adamına rastlanılmaz. Bunun en meşhur örneği Uzay Yolu adlı televizyon dizisidir. Burada bizce Atılgan adıyla maruf bir galaksiler arası dolaşan uzay gemisi, bu geminin de Çinli, Rus, pek çok milletten mürekkep kadınlı erkekli bir mürettebatı vardır. Ancak din adamı yoktur. Olmadığı gibi dinle ilgili hiçbir atıf da yoktur. Hikmete ihtiyaçları olduklarında başvurdukları adam ise saf mantıktan ibaret olan uzun kulaklı mistir sıpaktır.  Ve kendileri Volkanlı ve dünya dışı bir üstün insandır.