|
|
|
UMULMADIK TAŞ
"Adil bir
mahkemede yargılanacak günahlarım... Savunmamı nasıl yapacaktım
içimi kemiren kurt tenimde gezerken?"
Bir adam vardı
işini kaybetmiş. Yeni iş bulmak, çalışmak zorundaydı. İş bulmakta
çok zor... Sıkıntıdan başından terler damla damla yüzüne iner; ah
dedikçe bir ah daha çıkardı ağzından. Borcu vardı, söz vermişti.
Yerine getiremeyecekti, biliyordu. Bunun sıkıntısını çekerken olayı
evindeki eşine ve çocuklarına, çevresine yansıtmıyordu.
Ardı ardına geçen
günler bitmeye başladı. Adamın yüzüne kırağı düşmüş, sanki çiçekler
gibi yüzü solmaya başlamıştı. Bu durum iyice fark edilmeye başlandı.
Ailesi, adamın vaziyetini kendine söylediler. Adam da "Bana bir ayna
getirin, bakayım şu yüzüme neler varmış" demesiyle on saniyede ayna
geldi. Baktı kendi haline. Yüzünü siyah lekeler duman gibi sarmıştı.
Yüzünün canlılığının solduğunu, sesinin kalınlaştığını, sözlerinin
serteldiğini, çok kaba olduğunu kendisi de fark etti ve dedi ki, "Bu
duruma gelmemi işsiz kalmama bağlıyorum. Üstelik moralim de çok
bozuk. Piyasaya borçlarım var. O insanların yüzlerine nasıl bakarım?
Borcumu veremeyeceğim. Onurum, şerefim, haysiyetim, itibarım toplum
içinde ayaklar altında. Herkesin ağzında ben. Sözün sakızı olacağım.
Şimdiden pis kokular almaya başladım" diyerek tufan kopardı.
Ailesi ve
çocukları, "Sus, bağırma. Komşular duyacak, kendine gel. Bu
sıkıntılarda geçer" dedilerse de adam feryadını sürdürüyordu. Karısı
adama kızarak başka odaya geçti kapıyı çarparak. Çocuklarda
annelerini takip ettiler.
Adam yalnız başına
kaldı. Gece böyle geçildi, gece böyle sabahladı. Kadın sabaha kadar
saatli bomba gibi kuruldu, kuruldu. Kocasının yanına giderek yüksek
sesle başladı patlamaya:
"Hey Allah'tan
korkmaz! Allah'a karşı gelirken, içki içerken, kumar oynarken,
namazla oruçla alay ederken, haramı yer içerken, çalıştığın yerde
işine hile yaparken, iş arkadaşlarına iftira atarken o zaman onurun,
şerefin, haysiyetin, itibarın yok muydu? O insanların yüzüne nasıl
bakıyordun? Şimdi onların borçlarını ödeyemezsen onların yüzüne sen
nasıl bakarsın bu halinle? Allah'tan hiç mi utanmadın? Ya dediğimi
yaparsın ya da senden şu dakikadan itibaren boşanıyorum." Adam
kendine gelir gibi oldu, karısından üç günlük süre istedi. Karısı da
kabul etti.
Kadının içi içine
sığmıyordu. Kadın edepli, namuslu, inançlı, genç ve çok güzeldi.
Çocuklarını seven, evine bağlı, dosdoğru yol üzereydi. Kadının
dürüstlüğü, mertliği, şöhreti her tarafa yayılıyordu, herkes onu
konuşuyordu.
Üçüncü gecenin
sonuna gelindi. O gün kadın erkenden yattı ve gece yarısında yer,
gök uykudayken, mehtabın balkonunda kaderin seyrine çıktı. Yanında
ışıktan başka kimse yoktu. Bir yerde ellerini semaya açarak,
"Yokları var eden, varları yok eden, ezel ve ebedi yaratıp ölüyü
dirilten, güneşi göklerin tepesine konduran, ol deyince her şeyi
olduran şanı yüce kudret sahibi Allah'ım! İçimi, dışımı sen
biliyorsun. Bilinmeyeni sen bilirsin, görünmeyeni sen görürsün. Her
şeye kadirsin, her şeye gücün yeter. Yalnız senden yardım diliyorum
Allah'ım. Gökyüzünde bir hilal gibi Kur'an'ın safında dik durdum.
Senin vaadine güneş gibi, ay gibi bağlandım. Yalnızca senin
emirlerini kuşanıp sana yöneldim. Peygamberine inandım, meleklerine
inandım. Ömrümün son nefesine kadar canımı bedenime kefen yapıp,
senden başkasına asla eğilmem, doğru yoldan sapmam. Çocuklarıma ve
çevreme de bu inancı aşılayacağım. Yeryüzünde en büyük şan ve
şöhret, senin emirlerinle yaşamaktır. Bu rütbeleri ruhuma takarak
yaşamak gerektiğine inanıyorum ve üç günlük dünyada beni senden
başkasına muhtaç etmemeni diliyorum" diyerek geceyi doldurdu.
Zaten kocası da
tevbe edip hanımına söz verdi. Daha doğrusu kötü huylarına bir
sünger çekti. Kendisi de huzurun kokusunu vicdanından almasını
bildi.
Hanımı dedi ki
kocasına, "Denizin kenarında, ormanın içinde bir kereste fabrikası
var. Sen bu gün oraya gideceksin, sahibinden iş isteyeceksin."
Kocası da kadına
der ki, "ben o dediğin kereste fabrikasına zamanında iki defa
gittim. Sahibi olan adam beni kovdu ve dedi ki, kıyamete dek senin
de benim de ömrümüz olsa seni işe almam. Şimdi ben aynı şahıstan
nasıl iş isterim? Sen söyle karıcığım ben ne yapayım?
Karısı, "Çok
haklısın, çok haklısın, sen bana izin verirsen ben gideyim
fabrikanın sahibine, adamla konuşayım."
Adam, "kadın,
yalnız nasıl gidersin beraber gidelim" dediyse de kadın, "ben tek
başıma gideyim. Kanaatimce iyi olur," dedi. Kocası kabul etti, "Git"
, dedi.
Kereste
fabrikasının sahibi olan adam orta yaşlı biriydi. Ünü çevresine
öylesine yayılmıştı ki, işçilerine çok kötü davranır, parasını
vaktinde ödemez, çalıştırdığı işçileri mağdur eder, canı isteyince
işten çıkarır, söz yerindeyse boğaz tokluğuna çalışanları bulurdu.
İnsana zulüm etmek adamın inancıydı. Ahlaksızdı. Kötü emeli bozuk
para gibi elden ele dolaşırdı. Kendinden başkasını hiç düşünmezdi.
Kadınlara, kızlara pek düşkündü. Halkın içinde iki ayaklı mikroptu.
Ne garip ki devir de, zaman da onun yanındaydı.
İşte bu vasıflara
sahip bir adamdı fabrikanın sahibi. Kadın kocasına iş istemeye
gidiyor böyle bir adamın yanına. Kadın çok güzeldi. Gençliği yerinde
ve terbiyeliydi. Vakarlıydı. Allah'ın safında bahar gibi dik duran
güzelliğin kendisiydi bu güzel kadın.
Bir gün sonra
fabrikanın yolunu tuttu ve patronla yüz yüze geldi. Fabrikanın
sahibi kadını görür görmez kadına dedi ki fabrika sahibi, "geldiğin
gibi git, senin kocanı işe alıyorum." Kadın şaşırdı. "Kocana da
selam söyle", dedi adam. Kadın hiçbir laf etmeden oradan ayrıldı ve
eve geldiğinde bu olayı kocasına anlattı. Beden diliyle duygular
gülüyor, "dualarım kabul edildi ki işim açıldı, kaygılarım
temizlendi bir çocuk gibi." derken adam eşiyle birlikte olayı merak
etmeye başladılar. Bu işin sırrını öğrenmek için fabrikaya gittiler.
Durum patrona
haber edildi, o da "hemen içeri alın" diyordu. Patronun yanında 8–10
kişilik üst yönetim kurmayları vardı. Eşler içeri girdiler ve adama
kadın sordu," kocamın işe alınmasındaki sebep ne ?". "Sen iş
istemeye geldiğinde, iki güvercin vardı biri sağ omzunda bir sol
omzunda. Güvercinlerin gagalarında nohut büyüklüğünde ateşten nur
vardı. Allah'ı zikrediyorlardı. Bu durumu görünce geçmişimle
yüzleştim. Tövbe edip Allah'ın emirleriyle içimi dışımı donattım.
Yıldızların önünde cennete girdiğinizi gördüm. Amentü yağmurlarıyla
ruhumu temizleyen belgeyi mahkemeye sundum. Siz bana vesile oldunuz.
Kılavuz kıvılcım gibi girdiniz kalbime."
PAŞA ÇETEN
|
|
|