|
|
|
BEŞ RENKLİ
KELEBEK
PAŞA ÇETEN
Arkadaşım damar sözün en tatlısını almıştı gönüllerden. Benim aklımı
alt üst etti. Ben daha hayatın içinden kendime göre bir başarı
kazanmamıştım. Aslında ben içine kapanık, hislerimi kavşakta
yuvarlayıp arkasından gülen biriydim. Yalnızlık eskimeyen dağlar
gibi beni mutlu kılıyor. Bir akşamüstüydü. Kurduğum hayallerle
beynim iyice yorulmuştu. Gözlerim yeşile hasret gece gibi uykuya
hazırlanıyordu. Canım bedenimde bir balık misali yüzerken gözlerimin
denizinde dalgalar bir oynadı. Ben aynada sedir ağacının gölgesinde
kundakta ki bir çocuğun ağladığını görüyordum. Elleri çözülmüş
başını bir sağa bir sola çevirip tepmiyordu. Alnının ortasına beş
renkli bir kelebek konmuş, kanat çırpıyordu. Durmadan ağlıyordu.
Gölge yerini güneşe terk ederken sedir ağacının dalında anne kuş
çocuğa bakıyordu. Bu arada çocuğun annesi bana doğru geliyordu.
Yorgunluk annenin üstünde şelale gibi yere dökülüyordu. Saçlarına
baharın kokusu sinmiş, çimen dilli anne çocuğunu seviyordu. Sedir
ağacındaki anne kuş, çocuğun annesine güvenmiş olacak ki üç gündür
aç duran yavrulara yiyecek getirmeye gidiyordu. Bu iki annenin
birbirlerine güvenip merhamet etmeleri gözlerimi yaşarttı. Ben kendi
kendime sevinirken yuvada yavru kuşların çığlıklarını duydum.
Birdenbire başımı yuvaya çevirdiğimde anne çocuğunu kucağına alıp
kaçıyordu. Yavru kuşlar yırtınıyorlardı. Tam bu sırada kocaman bir
karayılan kuşun yavrularını yemek için ağaca çıkıyordu. Bu durum
karşısında şaşırmış ve korkmuştum. Korkudan aklım boşlukta bir kar
tanesi gibi üşüyerek beynimin zeminine düşüyor, hücrelerim çıkmaz
sokakta
Çöplük, üstünde
horozlar eşiniyor.
Karıncaların
düğününde şenlik vardı. Hava esnemeye başladı. Mavinin vahşi
güzelliği buğday başaklarını koro halinde gül huylu sürgünde açan
karanfilin seyrindeydi. Bulutlar, beni kıskanan gözlerime perde
oldular. O anda delikleri tıkanmış ney gibi nefes alamıyordum. Bana
bu günü sunan zamana hırsım çoğalıyordu. O arada anne kuşun sedir
ağacında yılanı gözlediğini gördüm. Gökyüzü acele acele kül rengine
dönüyordu. Olaya o kadar kendimi kaptırdım ki dudaklarım morardı.
Yılan yavaş yavaş yavrulara yaklaşıyordu. Anne kuşun feryadı canımı
ısırırken ben bir şey yapamıyordum. Beş renkli kelebek anne kuşun
sırtına binmiş, kulaklarına bir şeyler fısıldıyordu. Duygularım
erimeye başladı. Birden mutluluğu bulmuştum. Vicdanımın akordunda
tam o sıra yılan da yavruları yemeye başlıyordu ki aniden bir leylek
yıldırım hızıyla yılanı ikiye biçmişti. Leylek de aynı kaderi bir
yıl önce yaşamıştı. Leyleğin boynunda bir yüzük vardı. Yüzüğün iç
kısmı gece dış kısmı gündüzdü. Beş renkli kelebek yeşil yaprakların
damarlarından köklere inmiş, toprağa karışmış duyguları yerini
merhamete bırakmıştı. Denizdeki bütün kötü hayalleri sürükleyerek
bir taşa bağlarken sırtında güneş, leylek gökyüzüne havalandı. Gün
güne bir gün olur da anlatır kendi diliyle maceramızı, ben asilerin
öncüsüyüm. Kendimi yasaklayan korkuların arkadaşıyım. Geceyle
gündüzün ayrıldığı yerden gidiyorum. Hangi sıfatı bana verirlerse
kabulüm. Zaten havadan çıkarmışım bütün mikropları. Sevdayı ve
sevgiyi de yere tohum gibi saçtım. En güvenli yer topraktır.
Olgunlaşınca insanlık sürgünde açan karanfil sunar. Arkadaşım damar
sözün en tatlısını nasıl aldıysa gönüllerden...

|

|
|
|
|