|
Aziz
Dostlarıma
"Yalanı dolanı,
dil dökmeyi, laf bükmeyi "söz" den saymamamızı lütfeden Allah'a
şükürler olsun."
Bilinen anlamıyla
aşkı, bu yaşıma kadar yaşadığım hayatında yarısını gurbette geçirmiş
biri olarak, hasreti ve özlemi hep yaşadım. Ama hasretin, özlemin
kuşatıcılığını, sizlere duyduğum hasretle, özlemle tanıdım.
Geleceğe ait "tulu
emel" sayılabilecek cinsten pek hayallerim olmamıştır. Ama sizlerle
aramıza giren mesafelerden sonra, tüm rüzgarlara açık hak gelen
ruhumun ve benliğimin her titreyişinde tutunduğum hayallerim de
soluğu hep dizlerinizin dibinde alır oldum. Kendisini fark etmiş tüm
insanlarda olduğu gibi, ben de artık dünyanın kirine pasağına
bulaşmadan dost bağında dostlar bağrında mütevazı bir kul olarak
tamamlamak istiyorum bu serüveni.
Sizlerle birlikte
olduğum zamanlar, kendimi en çok kendim gibi hissettiğim zamanlar
oldu. "Ceylan gözlükleri gözden çıkartmadan da "gökmen kızlar
tutkunu" olunabileceğini öğrenmiş olmakla, aşkı dört ucundan
perçinlemiş oldum gönlüme. Sonra ilkbaharı en çok Osmaniye'de
tanıdım. Eylül, ilk kez Osmaniye'de şiirlerden çıkıp gönlüme girdi.
Soğuk kış akşamlarının kıyısına kurduğumuz "üç kişilik dünya" ile
öğrendim avuçlarıma düşen kardelenlerin kış çiçekleri olduğunu.
Her şeyin ama her
şeyin bir ruhunun olduğuna sizlerle "yakin" oldum. Bana kattığınız,
kazandırdığınız sevgi ve ilişki ruhu ne denli derin ise, sizlerle
uzağa düşmekle yakalandığım boşlukta o kadar büyük oldu.
Gürültülü,
ışıltılı, ama ruhu kör ilişkileri fark edişim aldanma katsayımı
rekor seviyede aşağı çekerken; kendinizde yıllardır yaşamakta
olduğunuz "iki kişilik dünya" ya da "kalabalıklar içinde yalnız
olma" anaforuna beni de dahil etmiş oldunuz. Metin ağabeyimin deyişi
ile "Her gelen geçmesin, kalbimden içeri" demeyi öğrenince; gönlümü
Ümraniye çöplüğü olmaktan kurtardım ama ilişkilerde ulaştığım bu
seçicilik zorların zoru bir yol oldu önümde.
Değer gamlığı,
hasbiliği, hodbinliği, zarif durmayı, naif olmayı piyasada nadir
görünen erdemli insan tavırlarını sizde gördüm. Uzay çağı denilen
zamanda İbrahim'i bir duruşla, sağına, soluna takılmadan özgün ve
özgür bir duruşla nasıl dimdik durulacağını, nasıl İbrahim'i bir
Allah'ı telakkisine varılacağını ve tüm hayata tevhit zaviyesinden
nasıl bakılacağını yaşayarak sizde gördüm. Bunlar sizlerde gördüğüm
baskın yönlerinizdir.
Sizlerle tanışmış
olmakla kendimi hem bahtlı, hem de bahtiyar kabul ediyorum. Ne var
ki Orhan ağabeyimin bana imzalamış olduğu kitabında yazdığı "geç
bulup hiç kaybetmemek istemediğim" dostlar olarak hasrete çok çabuk
düşmüş olmanın hicranıyla gerçekten zaman zaman iki büklüm oluyorum.
Bunca sevgiye ve
bunca hasrete rağmen arayıp sormayışımı yazıp çizmeyişimi,
duygularımın yoğunluğuna ve sürekli ha gittim, ha gidiyorum
heveslerimle kendimi frenleyişime veriniz. Sizlere yazmış olmak için
yazmak cüretini asla gösteremem. Yazı ve söz üstadı iki insana
yazmanın zorluğunu göze alışım, araya giren zamanın çok uzamış
olmasından ve hasretimin taşınmayacak kadar ağırlaşmasındandır.
Anlatım ve imla bozukluklarına aldırmayacak kadar yoğun duygular
sarınca, kaleme ve kağıda "gel" dedim. Cüretimi, özlemimin
çokluğuna, dostluğumuzun engin müsamahasına veriniz.
Osmaniye'den Pınar
Çayevi'nden, dışarıdan tüm müşterek tanışlarımıza selamlarımı
gönderiyorum. Sözü, beni sizlerle tanıştıran mısralarla
noktalıyorum.
Yalnızlık ancak
dostlarla mümkündür.
Nesine gerek
kendine yetmeyene başkası...
Osman İslamoğlu
|