AHİR ZAMANIN YENİDÜNYASININ

GİZEMLİ DAVETSİZ MİSAFİRİ: ŞİİR

Kenan YAŞAR

Kristoph Colomb İstanbul' a gelip Sultan II. Bayezıd' a " Bana gemiler verin size yeni bir dünya vereyim" der.

Padişahın bu işi danıştığı ilim heyeti" ahir zamanda yenidünya mı olurmuş?" diye bu teklifi reddeder.

Şiirin dünü ve bugününe yönelik tartışmalar, yeni arayışlar gündeme geldiğinde nedense biraz da içimi burkan bu kısa anekdot aklıma gelir. Şiir üzerine düşüncelerimi bu olayı merkeze koyarak şekillendiririm.

Her ne kadar şiire yönelik toplumumuzda bilgisiz bir ilgi mevcut ise de şiiri doğuran şaire karşı bir 'burun kıvırma' mevcuttur. Şairliğe soyunan kişinin kendisini ayıplayan bakışlara tahammülü göze alması gerekmektedir. Bu durum ise münbit alanlardan uzak tutulup çoraklığa mahkum edilmek istenen şairlerin gür sürgünlerini kurutmaktadır.

Oysaki gerek Türk tarihinde gerekse İslam tarihinde şiire olan iltifat hiç de böyle değildir. Örneğin - Hz. Peygamber bir kasidesi için Ka'b bin Züheyr' e hırkasını hediye etmiş, o kaside Kasidetül Bürde olarak bilinmiştir.

Şiir ve şiir dışı alan arasındaki bu sıkıntıyı teğet geçerek şiir alanında yaşanan sıkıntılara değinelim:

"Şair, şair doğar anadan" der Ziya PAŞA.

Resim ve müzik gibi şiir de doğuştan kabiliyet gerektiren bir sanat. Yetenekler sonradan üzerine taş konulabilecek durumdaki temellerdir. Temelsiz duvar olmadığı gibi sadece temelle de duvar olmaz.

Yeteneklerin gelişmesi ise içinde bulunduğu ortamla, eğitimle ve kültürle ilgilidir. Gelişebilmesi için gerekli ortamı bulamayan yetenek;   mecrasını bulamayan küçük su birikintisi gibi, bir müddet sonra ya buhar olup gidecek ya toprağın içinde kaybolacaktır. Oysa mecrasını bulsa, çay olacak, dere olacak, ırmak olacak.

Türk şiirinde 'ahir zamanda yeni şiir arayışı mı olurmuş' diyerek aynı noktada kısır döngüye kendini hapsedenlerin varlığı gibi, reddi miras anlayışıyla köklerinden uzak durup binlerce yıllık şiir birikimi göz ardı edip 'yenidünya' keşfedelim derken eski dünyalarla olan bağları durumunda ki gemileri yakanlar da var.

"Gökkubbe altında söylenmemiş söz yoktur" tespitine rağmen yeni söz aramak ya da olanı daha güzel söyleyerek ve musiki oluşturmak suretiyle, şair şiiri ile okura "yeni bir dünya" vaadinde bulunmaktadır. İyi bir şair başkalarından farklı bir şey söylemeye çalıştığı gibi kendini de  tekrar etmemelidir.  Tam  bu  noktada  işin  zorluğu  su yüzüne çıkmaktadır.

Şeyh Galip'in 'Hüsnü Aşk'ında belirttiği;

Tarz-ı selefe tekaddüm ettim
          Bir başka lügat tekellüm ettim

Yani 'eskilerin usulünden daha ileri gittim ve başka bir dille konuştum', 'size yeni bir dünya verdim' diyebilmenin zorluğu.

Şeyh Galip yirmi beş yaşındadır. Şiir meclislerinde Nabi'nin "Hayrabad" isimli eseri okunurken bazı şairler, bu esere "nazire" yazılamaz derler. Bu sözden Şeyh Galip rahatsız olur ve 'onun ihtiyarlığında yazdığından daha iyisi yazılabilir' diyerek "Hüsnü Aşk"ı yazar.

Oysa Şeyh Galip'ten yaklaşık üç asır önce yaşayan Fuzuli Farsça divanında önceki şairlerin en güzel sözleri söyleyip en ince mazmunları kullandıklarını sonrakilerine hiç bir şey bırakmadıklarını söyler:

Fuzuli gibi bir isim beş asır önce bu sıkıntıyı yaşarsa vay bizim halimize.

Peki, şiir nasıl oluşur veya nasıl oluşmalıdır?

Şiir; özgün ve özellikle şairin kişiliği dışında oluşursa ayrı bir varlık kazanır. Aksi halde ölümsüzlüğü yakalayamaz. Şairle birlikte, belki de ondan önce ölür.

Şiir ahir zamanın yenidünyasından gelen gizemli davetsiz misafirdir. Bir misafir veya müşteri gibi gelir. Bazen vesile olan en yakınındaki biridir. Bazen adını duyan takdir eden birinin tavsiyesi, bazen acımasızca eleştiren birinin yergisi...  Ama en çok da yakınları vesile olur.. Sevgi özlem vefa gibi iyi hasletler onların kanalıyla gelir. Yine acı, ızdırap, ihanet vefasızlık aynı kişiler kanalıyla gelebilir.

Referansı iyi olmayan bir müşteriyle yeterince ilgilenmeyebilir. Referansı şaire ne kadar yakınsa müşteriyi o kadar iyi konuk eder. O şairin çevresinde bazen ikamet etmeye barınmaya başlar. O zaman şiir yazılmış, ahir zamanda bir yenidünya daha bulunmuş demektir.  Aksi halde randevulaşıp unutulan ve yeterince ilgilenilmeyen müşteri ya kendi gider, ya da gönderilir. Davetsiz misafir bir daha gelir mi? Tabi ki gelebilir ama artık eskisi gibi değildir. Hatırladığınız birkaç unsuru ya kalmıştır ya kalmamıştır.

Bütün bu sözlere rağmen belirtmek gerekir ki, şiirin henüz sırrı bulunmamıştır. Mutlak anlamda iyisi ile kötüsünü ayırabilecek terazi tespit edilememiştir.

Fuzuli "ilimsiz şiir, temelsiz duvar olur" diyor. Şiir; bilgi, duygu, hayal ve bunları ifade eden dilin ortak paydası olarak doğar.

Sadece bilgiyle yazılan soğuk, sadece hayalle yazılan uçuk, sadece duyguyla yazılan ise saman alevi tarzı kısa ömürlü olmaktadır. Dilin yokluğu ya da zayıflığı ise bedensiz ruhu andırır.

Ateşin topraktan çömleği pişirdiği gibi, duyguların yoğun yaşanması, bilgiyle hayalle bütünleşmesi şairi pişirir, olgunlaştırır.

Şiir tüm bu unsurları dikkate alarak sınırlı bir alanda sınırlı bir malzeme ile sonsuzluğu aramak suretiyle bilinçle kurulan ya da söylenendir.

Şiirde ritim de çok önemlidir. Şairin yeteneğini ortaya koyarak iyi ya da kötü şiirin ortaya çıkmasını, .elmas ve cam kırıntılarının ayırt edilmesini sağlar.

Dünya üzerinde Kuzey kutbuna yönelene kadar değişik yönler vardır. Kuzey Kutbu noktasına tam vardığımızda artık kuzey yönü yoktur. Tüm yönler güneyi gösterir.

Şiirde de tüm yönlerin yanlışı göstermesi, tam olarak gerçek şiire vardığımızın göstergesi olacak; Efradını cami, ağyarını mani tanımlamasına uygun bir şiir bu suretle ortaya çıkacaktır.

Şiirin başının belası bir de derinliksiz, sığ eleştirilerdir. En iyi iyinin düşmanıdır derler.

Mükemmeliyetçi bir anlayışla örneğini göstermeden, bol keseden konuşanlara Şeyh Galip;

          En güşt-i hata uzatma öyle
          Beş beytine bir nazire söyle

 (Öyle yanlış diye parmağını uzatma beş beytine bir nazire söyle)der.

Yerkürede yenidünya arayışlarını yeni kıtalar olarak düşünürsek hayal kırıklığına uğrarız.

Toplumsal gelişim için farklı tatlara, kokulara ve renklere duyulan ihtiyaç nedeniyle yenidünyalara yelken açmalıyız ve fakat içinde bulunduğumuz gemiyi de yakıp yok etmemeliyiz

Bulunduğumuz yerdeki 'Yeni Dünya' anlamına gelebilecek farklılıkları, yeni gemilerle, yeni araçlarla keşfedersek II. Beyazıd zamanında o gün kaybettiğimiz fırsatı, bugün hiç olmazsa şiir alanında kaybetmemiş olur, ahir zamanın yenidünyasından gelen gizemli davetsiz misafire "hoş geldin " demiş oluruz.