|
|

 |
|

Gel ölümsüzlüğe götüren sevdanın
bedeli
Anlat efsane gözlerinde o zaferleri
Ölümden daha yakın bir gün
içindeyiz
Paşa ÇETEN
Paşa Çeten'i Kaybettik...
Halit YILDIRIM
Bir zamanlar ağlayarak dünyaya gelen insanoğlu kâh
ağlaya kâh güle bu
hayatı yaşıyor.
Kulağımıza ismimizin konulması için okunan ezanın namaz vakti
ise bir
anda geliveriyor. Geriye döndüğümüzde sanki hiç yaşanmamış gibi
hayal meyal bir yığın hatıra kalmakta.
"Her nefis ölümü tadacaktır"
sırrı
ilahisi bir gün bizim de dergimizin
kapısını
çalıverdi. Tıpkı Nisan 1 şakası gibiydi ama ölümün hiç te şakası
yoktu.
Sevgili dostlar, dergimizin imtiyaz sahibi şair Paşa
Çeten; Kenan Yaşar ve Metin Demirci ile
beraber 1 Nisan 2007 günü düzenlenen 6.
sayımızın
tanıtımının yapıldığı basın
toplantısından sonra akşam saatlerinde evinde geçirdiği kalp krizi
sonucu hayatını kaybetti.
Telefonlarımıza düşen ölüm haberi bir anda hepimizi
şoke etti. Çünkü
önümüzdeki günlük gazetelerde Paşa ağabeyimizin
fotoğrafı altında dergiyi tanıtan
sözleri vardı.
Fakat
perde ötesinden gelen karanın en güzeli olan haber hayatın en
önemli
gerçeğini haykırıyordu gönüllerimize... Şairin
"Hiç
güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?"
dediği gibi güzeldi ölüm. Ölüm aslında dünya hayatımızda tadacağımız
en son tad değil miydi? Paşa ağabeyin de:
Ölüm kamçısını vurduğu gün rüzgâra
Güzelliğin varlığı bir damla suda gizlidir
Dediği gibi.
Hatta o tıpkı aşağıdaki dizelerinde olduğu gibi
diyordu ki ölüm düşlediğin gibidir,
hain ya da itaatkâr...
Yaşadığın, düşlediğin gibidir ölüm,
Hain ya da itaatkâr nasıl koyup gitmişsen öyle...
Bir vefa borcu olarak şiirlerini toplayalım dedik.
Sağ olsunlar ailesi bizi bu acılı anlarında anlayışla karşıladı ve
edebiyatla ilgili evraklarını bize teslim etti. |
|
|

 |
|
Tasnife
girdiğimizde öyle mısralarla karşılaştık ki adeta Paşa ağabey
neredesin diyerek ölümü bekliyordu:
Rüzgarların önünde koşan hasretim
Tıkanıyor kalbimin sarp geçitlerinde
İçimde işgalci dağlar
Kirpiklerimin ucunda eriyor ufuk
Neredesin gülüm, neredesin ey ölümüm
Bulutlara sanki mısralardan son mektubunu yazmış ve nerede
benim ölümüm diye soruyordu. Adeta o ölümünü bekliyordu.
Son mektubumuz bulutlardan olsun
Kalmıyor bu yürek o gözlere
Ruhumun dilinde kanat sesi var
Dudaklarıma gelmiş ölümü bekliyorum
Bir diğer şiirinde de dostlarına
soruyordu "Bu bahar nerede bırakır beni?"
Sonumu bekleyen dostlara sorsam
Bu bahar nerede bırakır beni
Mavi sularda köpük köpük akşam
Çok mudur bana sabaha çıkmayan gece
Çok enteresandı ve gerçekten sabaha
çıkmayı bile çok gören bir bahar gecesinde yüküne yenilmiş bir hamal
misali çekip gitti ötelere.
Ölüm uzanmış can yatağıma
Çekiliyor yeşil kokusu ağır ağır
Kabrim şu inleyen dört duvar
Yüküne yenilmiş hamal gibiyim
Paşa Çeten, 1946 yılında Merkeze bağlı
Ahilyas köyünde dünyaya geldi. AIbayrak İlkokulu'nu bitirdi,
ortaokulu yarım bıraktı. 1966’da askere gidene kadar köyünde
çiftçilikle uğraştı.
1969'da Çorum 1. Noterliğinde
çalışmaya başladı. Buradaki görevinden 1982’de ayrıldı. Bir ara
serbest meslekle uğraşan Paşa Çeten, 1991'de emekli olunca
Silifke'ye yerleşti ve seracılık yaptı. Evli ve 2 çocuk babası Paşa
Çeten, Ocak 2006’da Aşkın E Hâli Edebiyat Dergisini yayımlamaya
başladı.
1991'de "Bu Bahar Nerede Bırakır Beni
isimli şiir kitabı yayınlandı.
Şiirleri; Üçüncü Yeni, Çağrı, Duruşma,
Güneysu, Kırağı, Nisan Yağmurları, Yeni Düşünce, Bayrak, Sızıntı,
Hüner ve Çorumlu 2000
dergilerinde yayımlandı.
Kendisine rahmet, kederli ailesine ve
siz gönül dostlarına sabrı cemil, metanet ve başsağlığı diliyoruz...
Paşa ağabeyin vefatı ile beraber
dergimizde yeniden bir yapılanma söz konusu oldu. Dergimiz yine
yayına devam edecektir. Ancak Paşa Beyin projesi olan şiir
yarışmasını iptal etmek durumunda kaldık. Bundan
dolayı
siz okurlarımızdan özür diliyor ve bizi
anlayışla
karalayacağınızı umuyoruz. Bize yarışma için şiir gönderen
şairlerimizden şiirlerini dergimizde yayınlanmasını istemeyenler
varsa bize haber vermelerini istiyoruz. Çünkü dergimizde imkanlar
nispetinde bu şiirleri yayınlamayı düşünüyoruz.
Yeni sayılarda buluşmak dileğiyle...
|
|
|

 |
|

bir elinden paşa tutardı
sevdanın
Metin DEMİRCİ
(paşa çeten’e)
bir çalından paşa tutardı güzelliğin
bir dalından
ben
bir de beş
renkli kelebek
yürür giderdik
sonra kalbinden iniverirdi şiirler
cebine
sonra bir kalem bir kağıt telaşı aceleden
bazen bir gemiyle dönerdik
denizsiz
bazen bir denizle dönerdik gemisiz
nice gemiler yürüttük bozkırdan el ettiğimiz
bir
elinden paşa tutardı
sevdanın
bir elinden ben
bir de “aynamız ağlardı” kenan ilinden
sonra yürür
giderdik güle güle derinden
yine bir şiir düşerdi bulutlardan
elimize
yine “beyaz yağmur"
olurdu “beyaz köklere” çağıran
sonra siz nerden
bilecektiniz göğün
balkonundan nasıl atlandığını
sonra
çok asuman okurdu
dinlemediğiniz
sonra nice yeşil güller dikti paşa göklere bizim bilmediğimiz
bir yanından paşa tutardı ölümün
bir yanından
ben
birde yamalı kalplerimiz
öylece giderdik korktuğumuzu
belli etmeden
bırakmazdık razı etmeden şiiri
ayrılığa
önce şiiri severdik
sonra şiiri seveni
severdik
sonra ölümü bile severdik güzel
duruyor diye şiirde
sonrası dostlar
anlaşılan o ki ölüm
şiirle kandırmış paşa'mı
|
|
|

 |
|
Bir Gönül Eriydi Paşa Çeten
Bahri GÜVEN (Çorum Haber / Yazılıkaya)
Bir
gönül
eriydi şair Paşa Çeten. Gönlü bol, ufku geniş, sevecen, yaşam
tarzıyla herkesi
hürmetle kucaklardı. Arkadaş canlıydı. Dost canlıydı.
Alçak gönüllü yaşamı ile de, büyük-küçük
herkesçe sevilirdi.
Bedenen baharında değildi ama, bahar kokuyordu.
Sahibi bulunduğu Aşkın e Hali Dergisinin
baharı sayılırdı. Henüz altı sayı çıkarmış, altıncı
sayının tanıtımı için basın açıklamasını
arkadaşları Kenan
Yaşar ve Metin Demirci ile birlikte yapmışlardı. Ancak, ne yazık ki,
dergisinin baharında, arkadaşları ile
yaptığı basın açıklamasını kendisi okuyamadan, yaşamındaki
mütevaziliği gibi, yine mütevazi bir şekilde, bir güzel insan olarak
aramızdan ayrılıp gitti...
Paşa Çetenle yıllar önce
tanışmıştık. Her buluşmamızda yeni bir şiirle gelirdi yanıma.
Şiirleri
güzel, vurguluydu. İmgeleri yerli yerindeydi. Bazen yaşamından
bahseder, iç çeker, geçirdiği zorluklan anlatır, bunlara karşın,
yaşama bağlı olmayı yeğlerdi. Sahibi bulunduğu
derginin ikinci
sayısında,
kendi kalemiyle, kendisini şöyle anlatıyordu Paşa Çeten:
"1946 yılında Çorum merkeze
bağlı Ahiilyas Köyü'nde yedi kardeşin en küçüğü olarak
dünyaya
gelmişim. Çocukluğumun bir kısmı köyde, bir kısmı şehirde geçti.
Halihazırda emekli bir noter
katibiyim.
Yazmak benim için bir tutku idi. Kırk yaşında
okuduğum bir şiir beni ateşledi. O günden bu
yana şiirle toplanır, şiirle dağılırım.
Bir ara şiiri bırakacak oldum.
Metin Demirci ile tanıştım. Orhan Kuyu ve Metin Demirci ile
iki yıla
yakın bir süre, şiir çalışmaları yaptık. Saatlerce süren şiir
sohbetleri olurdu o zamanlar.
1991 yılında Bu Bahar Nerede Bırakır
Beni adlı şiir kitabım yayımlandı.
Yaşar Kaplan, M.Akif Çankırılı,
Melahat Koyuncu gibi yazarlardan şiir kitabım ve şiirlerim
hakkında
olumlu eleştiriler aldım. Dergi ve gazetelerde değerlendirmeler
yapıldı.
Şiirlerim Çorum'da
Kilim, Hale, Çorum 2000, Sarı Çiğdem dergilerinde yerel anlamda
yayınlandı. Ulusal alanda, Üçüncü Yeni, Çağrı, Düş Çınarı, Yolcu,
Kırağı, Hüner gibi dergilerde yer aldı.
Bir ara Silifke'ye yerleştim. Onbeş yıl gibi uzun bir
zaman sonra tekrar Çorum'a döndüm.
Şimdi Aşkın e Hali Dergisi'nin sahibiyim. İsmimi Paşa koymuşlar, ama
ben beğenmiyorum.
Şiirlerime ne isim koyacaklar onu da bilmem."
Paşa Çeten 1991 de yayımladığı otuz sayfalık "Bu
Bahar Nerede Bırakır Beni11 isimli şiir
kitabını bana da getirmişti. İçtenlikle okudum. Kitabın boyutu
küçüktü ama, içindeki şiirler büyük
ve
doyurucuydu. İlk sayfasında:
"Ayrılık Leylam'ı boğmuş
Vuslat Aslımı
Hayal, hepsi hayal
Hani kim yaşamış, kim kalmış ayakta?" dizeleri ile,
bu dünyanın "fani" oluşunu vurguluyordu.
Şiirlerinin çoğunda yaşamla, yok oluş arasında "gel-git" yapan
anlatım vardı. Felah isimli şiirinin
sonunda:
"Bende sabırların menbaı
Çiçekler, melekler
Ve ask" diye, yasama tutunurken, hemen bir sonraki
Simdi Yol Gösterin Bana isimli şiirinde
de:
“…..
İçimde
işgalci dağlar
Kirpiklerimin ucunda eriyor ufuk
Neredesin gülüm, neredesin ey ölüm" diye
tükenmişliğini anlatıyordu. Sonraları yine "gel-git"
olayı yaşıyor, yine varlıkla-yokluk arasındaki yol durağında
bulunuyordu. Çiçek isimli şiiri:
"Çiçek
kan renginde toprağı delmiş Canını canıma koymuş gibiyim Ruhum
pembelerle kucak kucağa Sarıya yeşile uymuş gibiyim
Bulutlar yağmurmuş, bulutlar karmış
Toprakta tohumu heyecan sarmış |
|
|
|

 |
|
Her kışın sonunda ilkbahar varmış
Eski kabukları soymuş gibiyim
Rüzgarlar içinde, yeller içinde
Yamaçlar, yaylalar, beller içinde
Bülbülün sesi güller içinde
Dinlemiş gibiyim, doymuş gibiyim.
Karışsam tarlaya, yürüsem dağa
Dökülür rahmetler bahçeye bağa
Ruhum dalgalarla kucak kucağa
Mavi denizleri oymuş gibiyim" diye,
yaşama bağlılığını vurgularken, Boşluk Sesimi Boğan Boşluk isimli
şiirinde:
“…………….
Vurgun yedi yapraklarım dallarım
Hem meyve gibi yere düşüyorum
Nefis koynumda bir kara yılan
Zaman sabrımı emer gider" diye de, teslimiyeti anlatıyor.
"Yakın artık hayal ışıklarını" diye, bu dünyadan
ayrılmışlığını anlatıyor. Ancak, yine yaşama
bağlanarak, engin denizlerde yelken açıp, mümbit
ovalarda at koştururcasına, yücelere tırmanıyor. Anka kanatlarında
dünyaya bir başka bakış atıyor.
Paşa Çeten bir gönül eriydi,
"...şiirle toplanır, şiirle dağılırım" dediği gibi, gerçekten de
imgelerinde bir toplanıp, bir dağılış var. Şiir bağlamındaki
sözleri, şair hakkındaki yorumları şöyledir:
"Şiiri ben şöyle tasnif edebilirim:
Canla yazılan şiirler, akılla yazılan şiirler,
nefisle yazılan şiirler, duyguyla yazılan şiirler.
Canla yazılan şiirler ay ve güneşe benzer.
Akılla yazılan şiirler, ateşte duman gibi hüzündür.
Nefisle yazılan
şiirler
denizde boğulan cana benzer.
Duyguyla yazılan şiirler, Cennet'te yeşil güle konan bülbül gibidir.
Ben
şiirimi zamanın gözüyle bakar, yağmur kalemiyle yazarım.
Bana
göre şiir ilahi kubbenin üstünde bir
güzelliktir.
Şiir ve şair bir bütün,
şair bu bütünün bir parçasıdır.
Şairler
en güzel sözü söyleyebilmek için ilahi kubbenin üstündeki
güzelliği
soruştururlar.
Şairler beyaz güvercin sürüsü halinde ilahi kubbeye
uçarlar. O güzelliğe hep birden tavaf
ederler.
Can ve duyguyla şiir yapan şairler ilahi kubbenin
burçlarına konarlar.
Akıl ve nefisle şiir yapan şairler ise bu kubbenin
etrafında uçarlar ama, bir yere konamazlar.
Onlara ben kalemi elinden alınan şairler diyorum.
Böyle şairlere, git, temizlen gel denir. Şair
şiirin terinde
balıklar gibi yüzer, temizlenir, yüreğindeki tuzu besler. Akıl nefsi
kendinden ayırır, nefsi şiirden kovar,
nefsi yakar. Şair şiir vadisine döner.
Geceyi kaldırıp gündüz gelirse, gündüzü kaldırıp gece
gelirse ve bir insan diğerinin yerini
alırsa, herkes
kendinden sonrakine bir şey bırakırsa, bu durum şairde söz olur,
şiir olur, vatan olur,
inanış olur,
nesil olur, can olur. Sonra şair "Ölüm canımdan tebessüm eden
gülümdür", "Mehtap delinmiş, altında
ıslanıyorum", Direniyorum zulme akşam renginde", "Öldükçe dirilen
canlar bilirim"
Göğün balkonundan bırakıyorum geceyi", "Yemin
olsun ki aşka, ben asilerin öncüsüyüm",
İnkar bıçağı
sokuluyor inançlarıma” der çıkar işin içinden. On ikilik deprem gibi
bazen denizin ortasında kalbimize
çörten olup vicdanımıza akar şiir. Bazen de fırtınalı bir havada
duygu gemisinde ve çaresiz bir anımızda can simidi olur."
Paşa Çeten, gönül dilini hep şiirle anlatmadı. Öykü
denemeleri de vardı. Bu denemelerini
yine, sahip olduğu Aşkın e Hali Dergisi’nde görüyoruz. Bunlar:
2.
sayıdaki
"Umulmadık Taş
3.
sayıdaki "Gün
Yıkılırsa"
4.
sayıdaki
"Bosna'da Gizli Zaman dır.
Yine 6. sayıdaki bir evladın babasını, babasının
dostlarının ağzından anlattığı "Babam"
öyküsüdür.
Yazar ve şairler bir duygu seli içinde
yaşadıklarını yazarlar. Yaşamasalar da, yazılarında |
|
|
|
1 |

 |
|
özlemlerini yaşarlar. Paşa Çeten de
imgelerinde bunu yaşıyor gibi. "Babam" öyküsünün ilk paragrafı
şöyle:
“Ben artık bu dünyaya sığmam diyordum kendi kendime.
İçime dönüp ideallerimin dağlarına
çıkmalıydım.
Hayatın içinden-bulutlardan dünyanın seyrine bakmalıyım diyordum.
Bahar telaşla hareketine başladı.
Bugünün yarına girdiği gibi, nehir gibi, ben de yatağımdan
taşmıştım. Düşüncelerimi nasıl erteleyebilirdim. Sular altındaydı
istiklalime giden yollar. Zor olsa bile aşacağımı biliyordum.”
Evet dostlar, Paşa Çeten de
kolay olanı değil, zor olanı seçti. Bir yayının nice dikenli
yollardan geçtiğini
hepimiz biliriz. Ancak, dikenli de olsa yollar, dikenleri ayağınıza
batsa da, zor koşullarda, engebeleri
aşa aşa, yine de, yazmak bir tutkudur yazar için. Bu tutkudur ki,
Paşa Çeten de çeşitli zorluklara, yokluklara katlanarak, bir
hevesle, yoğun bir emekle yayımını
sürdürüyordu
dergisi Aşkın e Halinin. Yeni olmasına karşın, bir hayli yol almış,
başarıya ulaşmıştı bence.
Paşa Çeten'in öykülerinde
kahramanlık, iyilik, eşitlik, hürriyet... gibi temalar görürüz.
Anlatımlarında
manevi duygular ağır basar "Gün Yıkılırsa1 isimli
masalımsı öyküsünde şöyle diyor:
“... Halk arasında mutlu bir günün
temellerine işaret eden, inanan için o günkü alimler arasında,
insanlığı kurtaran, cehaleti kaldıran, kainatı merhametiyle seven,
insanlara doğruyu gösteren birinin dünyaya geleceği söyleniyordu.”
“.... -Bakın ağalar, gün
yıkılırsa altında kalırsınız. Yıkıldığında dağlar, gücünüz yağmur
kadar ordu
olsa, altından
kalkamazsınız. Gizli cinayetlerinizi biliyorum. Halkın canıyla,
kanıyla, namusuyla oynadınız. Yüzlerce
kadın kendini astı sizin yüzünüzden. Saltanatınız uğruna insanların
kulaklarım keserek köpeklere, parmaklarını keserek kedilere
yedirdiniz. Bu kölelik burada bitecek. Ben böyle diyorum."
Ve “ Bosna'da Gizli Zaman” öyküsünde:
"... Özgürlüğü nasıl bir kelepçeliyorum kendime.
Yoksa iki dudak arasından çıkarak eriyen
söz mü? Ya da,
suda yıkanan kar tanesi mi? Veya şafağın koynuna sallanan kızıllık
mı? diye özgürlükten bahseder.
“...
İnsanların
arasında rezil eden adalet neye yarar?" diye yakınır.
“...
Zulüm,
hürriyetin karnından çıkana kadar susacağım” diye haykırır.
Yine Paşa Çeten'in şiirine dönecek olursak “Gemi ”
şiirinin ilk dörtlüğünde:
Bir ömür geçti ömrümün denizinden
Gönlümün gemisi hüzünlü sularda
Dayanırdı ruhum özlenen hasretlere
Uyanarak kayboldum âlemden" diyor. Son dörtlüğünde
de:
Nazar etti kader bize ömrümüzde
Gemimiz alevler ortasında gömüldü açık denizine
Sevginin en derin yerinde yıkanarak
Gamzeli gözyaşlarımız lehimlendi birbirine
Ve “Anneciğim” şiirinin son kıtası ölüme göndermeler
yapar gibiydi:
Hasretinden hep yanıyorum anneciğim
Hayaline hep kanıyorum anneciğim
Mavi nura hep biniyorum anneciğim
Kuşlar gibi kendime kanat takmaktayım."
Paşa Çeten'in dediği gibi nazar mı etti kader, yoksa
yazgı böyle miydi? Bazı şeylere akıl
yürütsek de,
çoklarının bilinmezliği içinde yüzmekteyiz. O, bu bilinmezliğin
bazılarını sanki sezmiş gibi "ölüm
isimli öyküsünde "Kim derdi ki o iki yarından sonra dostlarımla bir
araya gelip yaşantımızı konuşacağız. Kimimiz yaşlı, kimimiz gençtik.
Bizlere güzelliği sunan zamanın
yakasına
beyaz gülü takacaktık yeşil gülün bahçesinden. Bunu o iki yarından
sonraki günde yapacaktık." diyor.
Evet dostlar, yaşam bu işte. Gel-git" veya "Var-yok
olayı... 0 şimdi aramızda yok. Ancak,
bizleri,
sevenlerini duyar gibi. Paşa Çeten'in yokluğu hepimizi derinden
üzdü. 0, bir gönül eriydi çünkü. Sevgisiyle, yapıtlarıyla, saygılı
yaşam tarzıyla aramızda ve içimizde yaşıyor. Duamız odur
ki, ruhu şad, mekanı cennet olsun...
|
|
|

 |
|
umut
Kenan YAŞAR
(paşa çeten'e)
umut bir baharın dalında iken
en çok aşk okumuş 'yeşil gülümüz
şahin gibi bulutlarla çekip de gitti
yarına kalmadı ortak sözümüz
sordu yürek kırlangıç kanadına
takıldı kaldı bir
çiçek gibi insan
yeşeren dağlara yıldırım düştü
aşkı heybesine koyunca nisan
bir çeten umut eksildi yüreğimizden
bir demirci söze çekiç vururken
aşk gayrı her halde yalnızlık yaşar
umut bir baharın dalında diken
penceresinden bakılmaz ölümün
Selahattin GENÇKAN
(paşa çeten'e)
penceresinden bakılmaz ölümün
anlaşılmak yaşamaktır
şaire yalnızlık düşer
aşk kelimelere adanmak
çiy gözlere düşünce geceden
esintisi gelir hüznün uzak ülkeden
titreyen yürekte yanar kanatlar
engerek yıllar ömrü zehirlerken
neden gelmez gecikir süvarisiz atlar
|
|
|

 |
|
Aşkın
E-Hali'nde Ölümü Yaşamak
Nihat ÖRS ( Çorum Manşet Gazetesi)
İnsan, hayatın debdebesi içinde zaman denizinde
yüzdüğünü zannediyor. Her ne kadar dili,
zamanın sonu
olduğunu söylese de aldığı her nefeste ömrünün yenilendiğini
düşünerek geleceğe dair planlar
yapıyor.
İki, üç gün önce bu sütunda nelerden
bahsedebileceğimi düşünürken daha önceden de
yazmayı
istediğim konu aklıma gelmişti. 6. sayısı hafta başında basına
tanıtılan ve Çorumda filizlenen Aşkın e
Hali adlı edebiyat dergisi hakkında yazacaktım. Çorum un muhabbet
neferlerinin yeni
üyesinin gönülleri nasıl fethettiğinden, Anadolu'nun
rahmet kokusunu insanlığa
ulaştırma
gayretlerinden söz edecektim. Kilim Dergisi nasıl ki bu satırları
yazanın muhabbetini tutuşturdu ise ve
bir okul gibi fikir ve yürek işçileri yetiştirdi ise Aşkın e
Hali'nin de kendi tabirleri ile 'taşradan bir zümrüt çıkarma'
ideallerini dilim döndüğünce anlatacaktım.
Edebiyat dergilerinin nasıl bir
misyonu olduğundan bahsedecek, Cemil Meric'in Bu Ülke'sinde 'Dergi,
hür tefekkürün kalesi' yazısını hatırlatacaktım. Kitabın çok defa
tek insanın
eseri, tek düşüncenin
yankısı; derginin bir zekâlar topluluğu yankısı, bir neslin
vasiyetnamesi, mesajı, mahkemesi ve
vicdanı olduğundan dem vuracaktım. Sonra bu toprakların kokusunu
taşıyan
dergilerden, Sırat-ı Müstakim'den, Meşale'den, Ağaç'tan, Büyük
Doğu'dan Dergâhtan, Hece'den söz
edecektim.
Ancak olmadı. Hayatımızın her anını
yönlendirme yetkisine sahip ilahî kudret, bu satırların istikametini
de değiştirdi.
Aşkın e-Hali Dergisinin sahibi Paşa Çeten ölümü
anlattığı bir hikâyesinde "Beyaz yağmur
kapı açmış, Allah in rahmetinden nefsim baharda
kalkıyor." derken kendisini ifade ettiğini bilmeden Hakk'a yürüdü.
İnsanların başkalarına mesaj
vermeleri için birbirlerini görmeleri yada tanımaları
gerekmiyor.
Benim Paşa Çeten'i görmediğim ve tanımadığım gibi. Sadece yazıları
vardı elimde
ve sadece kalemindeki soluk alıp verişlerini
duyuyordum. En son dergisinin yeni sayısını büyük
bir zevkle tanıttığı gazete manşetlerinde gördüm
kendisini. Derginin orijinalliğinden, yazın dünyasında gördüğü
kabulden, irfandan, samimiyetten bahsediyordu. Planlar yapıyordu
taşıdığı muhabbeti yeni nesillere daha iyi nasıl anlatacağına dair..
Ama aklına getirmemişti bahar ayında olduğunu ve yazdığı hikâyesinde
aslında kendi nefsinin de bahar ayında kalkacağını. Bunu bilemezdi
de. İlâhî adalet biliyordu ya gerisi boştu. Çünkü onun bildiğini
bilmek ve
ona teslim olmak yetiyordu belki. Ve bir bahar akşamında
kalbine yenik düştü.
Bir gün dergisinin yeni sayısı
ile haber oldu,ikinci gün ölümü ile..
Ezan sesleri gökyüzünü
kuşatmış ve kim bilir hangi evde hangi acılar gözyaşlarına karışıp
süsleniyordu."cümlelerini hikâye
kahramanlarına söyletirken, kendi gerçeğini yazdığını bilmeden
kalemini oynatıyordu.
Hepimizin yaşadığı bir olaydır
ölüm. Daha dün beraberdik ile başlayan cümleleri çok
kullanmışızdır.
Hayata aitliğimiz
bir cümle kadar. Recep
Şükrü Apuhan, Senin İçin
Ağlayacağım' kitabında bunu şöyle hikâyeleştiriyor: " Selami Bey,
pencerenin önünde yok.
Yağmur
onsuz yağıyor. Torunu siyah beresini başına geçiriyor. Bazen, Tıpkı
dedesine benzedi.”
diyorlar. O
zaman kucaklayıp öpüyorlar. Yaşlı dedesinin hasretini, taze, pembe
bir yanağa iki damla gözyaşının sıcaklığım sıvayarak biraz olsun
dindiriyorlar. Yavrucak kim bilir kaçıncı defa
soruyor aynı
soruyu: "Dedem nerede? “Dedem nereye gitti? Beresi var kendi yok
Selami Bey'in. Bir bere kadar bu hayata
ait değiliz.”
İki günde iki farklı haber
konusu olmak beni düşündürdü. Acaba bu hayata ne kadar aidiz? Ve
bana, dünyaya göre ölü, ahirete göre diri bir bedenin hikâyesini
hatırlattı. Doğmanın
bile
ölüm şartıyla
gerçekleştiğini, Aşkın e Halinde ölümün de yaşandığını gösterdi.
Yunus ne güzel demiş:
Sela verile kasdımıza
Gider olduk dostumuza
Namaz için
üstümüze
Duranlara selam olsun
Sevenlerinin başı
sağ olsun......
|
|
|

 |
|
Aşkın ve
Çilenin
Şairi:
Paşa Çeten
Durdu ŞAHİN
Paşa ağabey ile tanışmamız 1990
yılı yazında olmuştu sanıyorum. Şiiri, sanatı ekmek gibi, su gibi
önemli gören, her bulunduğu yerde şiir konuşan, şiiri konuşan, size
iyice yaklaşıp gözlüğünün üzerinden ta gözünüzün içine içine bakarak
yeni yazdığı şiiri okuyan, konuştuğu kişinin ismine "cuğum” ekini
ekleyerek Durducuğum,
Aliciğim
şeklinde
içinden geldiği gibi konuşan bu güzel insan gazetelerden,
dergilerden şiirlerini, yazılarını okuduğu Durdu Şahin ile görüşmek,
tanışmak, şiir sohbetinde bulunmak için köyüme gelmişti.
O gün ben de sevmiştim
benim gibi bir
şiir
heveslisi biri ile tanışmaya, konuşmaya, siyasetten, geçim
derdinden, sen ben kavgasından uzak bir ortamda şiir
sohbeti gerçekleştirmek
için gelen bu hasbi, kalander, nazik ve hassas insanı, daha
doğrusu şairi...
Nasıl sevmez, nasıl değerli
bilmezdim Çorum'dan kalkıp türlü zorluklardan
sonra Isahacı
Köyüne gelen, üstelik kendisinden daha büyük ve daha iyi şair
olmayan birini dinlemek, onunla tanışmak için onca yolu aşıp
gelen bu şiir aşığım.
Önce karnımızı doyurmuş, sonra
da peş peşe içtiğimiz demli çayların daha da koyulaştırdığı güzel
bir sanat, edebiyat ve
şiir sohbetine yürek
uzatmıştık. Konuştukça açılıyor, açıldıkça sohbeti derinleştiriyor,
sanatın ve şiirin vadilerinde samimi turlar atıyorduk.
Güya benden faydalanmak için gelen bu
yağız, yaratılıştan nazik ve terbiyeli olan şairden daha çok ben
faydalanıyordum. Sıradan gibi başlayıp gözümün içine baka baka ve
sanki dünyanın en güzel şiirini okuyormuş gibi inanmış bir insan
kimliği ile ve bütün vücuduyla yaşayarak okuduğu şiirleri sonunda o
şiirin hikâyesini de anlatmayı unutmuyordu.
"Durducuğum adresini Turgut
Ağabeyden aldım. Uzun zamandır şiirlerini okuduğum, gazete ve
dergilerde ismine
sıkça
rastladığım şu güzel insanla bir
tanışayım
dedim. Ne güzel düşündüm de geldim. Yoksa şiir tadında şu sohbeti
nasıl yaşayacaktım" diyordu.
Diyordu demesine ya esas onunla
güzellikleri yaşayan, ondaki şairlik ile birlikte var olan ve
herkese örnek olması gereken insanlığını tanımanın hazzını ben
tadıyor,” içimden ne güzel insan. Benlik yok,
kibir yok. ihtiras yok,
ihlâs çok. Kendinden şunca yaş ufak olan üstelik de şiirde daha
çıraklık devresini yaşayan birisinin sıradan cümlelerine ve bildik
tespitlerine nasılda yüreğini uzatıyor, nasılda samimi bir şekilde
dinliyor" diyor, sesli olarak da "Ne iyi düşündün de buyurdun Paşa
Ağabey. Bize yeniden yazma aşkı kazandırdın, inşallah bu ilk ve son
olmaz. Yine buyur gel. Ben de fırsat buldukça Çorum'a geleyim" diye
ekliyordum.
Gerçekten de bu karşılaşmamız ilk ve
son olmadı. O bir daha İsahacı Köyüne gelemedi; fakat ben defalarca
Çorum'gidip onunla güzel sohbetler gerçekleştirdim. 0 hep beni
dinlemek istiyor fakat ben her defasında bu samimi ve ihlâslı, şiiri
canı gibi seven, şiirden başka bir şey düşünmediği hissini insanda
uyandıran bu güzel ve gülümsemeyi çok iyi bilen insanı dinledim.
Çorum caddelerinde uzun yürüyüşler gerçekleştirdik, evinde ihlâsı ve
inancı kadar güzel çaylarından içip, kitaplığındaki kitapları
inceledik. Yazıp bitirdiği, içerisine emeğini, samimiyetini,
gözyaşını, sevinçlerini, hasretini, umudunu katıp yoğurduğu
şiirlerini okudu, okudum, okuttu, dinledik, eleştirdik, konuştuk,
her sohbetten sonra daha da netleşen, kökü karşılıklı saygıya
dayanan gerçek anlamda bir dostluk köprüsü oluşturduk.
Neler konuşmadık ki bu sohbet
ortamlarında. Evlilik hayatından, iş hayatından, |
|
|

 |
|
dost ve arkadaş çevresinden, Çorum'un o yıllardaki
edebiyat ve sanattan uzak
halinden, abonesi
olduğu dergilerin muhtevasından, insanların özellikle de yazarların
vefasızlığından, yalnızlığından, yalnızlığımızdan, aşklarından,
sevdasından, şiire başlayış
macerasından vs.
Bütün görüşmelerimden, konuşmalarımızdan,
sohbetlerimizden çıkan sonucu
özetlemek
gerekirse Paşa Ağabey hakkında şunları demek asla yanlış olmaz:
Paşa ağabey nesli çok fazla kalmayan celebi, kalender
meşrep, muhatabım
dinlemesini bilen, sözüne, sohbetine içtenliğini ve
içinin, gönlünün
sıcaklığım
katmayı bilen,
çok fazla arayıp sormasa bile karşılaştığında yüzündeki sevinci
saklayamayan, kimsenin aleyhinde konuşmayan, sen-ben, dedim-dedi
gevezeliği ve
boş laflarla kıymetli zamanı harcamayan, gerçekten
kaliteli, inançlı, ihlaslı, adam
gibi adam birini
bulduğunda ondan faydalanan ve ona faydalı olan bir insandı.
Eşinin hastalığına
yıllar
yılı sabreden, çok fazla şikâyetçi olmayıp kader-i
ilahiye teslim
olan, Allah'tan gelene her zaman boyun eğen, muhatabına iyice
yaklaşarak ve gözünün
içine
bakarak yüreği ile yürekli bir şekilde konuşan,
gözlüğünün
üstünden ışıklı gözlerle bakarak fakat alabildiğine nazik bir tonla
duygu ve düşüncelerini dillendiren bir
gönül adamıydı.
Şiiri, sanatı, edebiyatı çok ama çok seviyordu.
Şiir
yazmak, şiir okumak adeta onun asli vazifesi olmuştu. Ne ekmek, ne
aş, ne para, ne sağlık, ne varlık.ne yokluk
hiç bir şey umurunda değildi.0 şiirin
karasevdalısıydı. O kadar sevdalısıydı ki
ameliyata gitmeden
ve doktorun narkozunu vermesinden
önce hemen
oracıkta gelen ilham perisinin
dediklerini eline yazıyor, daha sonra kendine geldiğinde onca
gelenine, gidenine rağmen şiirini bitirmeye çalışıyordu.
Şiirlerinde kendine has bir dil kullanıyordu. Kimi
zaman uzun ve ancak birkaç kere
okununca anlaşılan, kimi
zaman da kısa ama kendine has
buluşlarla
zenginleştirdiği şiirler yazıyor, mısralar diziyordu. Çoğunlukla
şekil endişesinden
uzak ve daha çok
serbest tarzda yazıyordu. Felsefi söyleyişleri andıran, metafizik
ürpertileri olan, yürekten geldiği hemen okununca veya dinlenince
anlaşılan şiirlerdi, okuyucuya sunduğu.
Kafiyeyi önemsiz görmemekle
birlikte uzaktan uzağa
oluşturduğu
kafiyelerle şiir tadını yakalamaya çalışan Pasa Ağabey; kendini
anlattığı
bir yazısında 'Şiir yazmaya beni kötü şiir teşvik
etti...' diyor, ödül almak için şiir
yazmadığını
söyleyerek şiire başlamasındaki ihlâsı açıkça gösteriyor, sevgiyi,
bilgiyi,
adaleti, erdemi, dostluğu, samimiyeti, hasbi ve ideal
sahibi olmayı, barışı gerçek manada
önemsiyordu.
Hayatı hakkında bildiklerimiz
anlattıklarından ibaret olan ve hayatı hakkında çok fazla bir şey
anlatmayan ağabeyimiz, gizemli bir kişiliğe sahipti. Şiirlerinde de
bu gizemi görmek mümkündü. Şiir kitabının ismini bile "Bu Bahar
Nerede Bırakır Beni" olarak seçmiş, kendinin de sonu nerede
biteceğini bilmediği çok uzun bir şiir yolculuğuna çıkmıştı.
Çeşitli hastalıklar yaşamasına,
acı ve sıkıntılar içerisinde bunaldığı zamanlar olmasına rağmen
kendi özel meseleleri ile
özellikle
gündem oluşturma telaşı içerisinde hiç olmayan şairimiz; kendinden
başkasını görmeyen, taşradaki şair ve yazarlara gazete ve
dergilerinde yazma fırsatı tanımayan kişileri şiir adına gerçek
anlamda ihanet içerisinde olan zatlar olarak görüyordu.
"Ama Çocuğun Gözleri, Beynimi
Yıkayan Cehennem, Bîr Bahar Bir Güzele
Alışmış
Toprakça, Boşluk Sesimi Boğan Boşluk,
Denizlerim Kan,
Gözlerimin
Caddelerindeyim, Kaybederek Kazanıyorum
Zamanı, Kurşun Dök Yüreğime, Üzümdeki Saray, Vahşetin Isınması "
isimli şiirleri de dâhil, şiirlerinin çoğu orijinal
isimlerle şiir sevenleri
karşılıyordu. Belli ki Paşa Ağabey şiirlerin isimlerini de muhteva
veya sanatlı söyleyiş kadar önemsiyordu. |
|
|

 |
|
Aşk, çile, çiçek, güneş, ömür,
yürek, çocuk, anne, bahar, sevda, hasret, nur, kanat, sevgili,
gönül, renk, alev, gül, gece, sükut, deniz, sevgi, sabır, dert vb.
anlamlı, çağrıştırdığı çok olan, her insanda ayrı ayrı güzellikler
uyandıran, daha çok yüreğe seslenen ve yürekte yeşeren
kelimelerle
şiir
kozasını örüyor;
"çiçeklenmiş
ter, Şafaktan önce kalkmış kader, şahadetin mihrabı, dağların
gamzesi, renklerin
kıblesinde, sihirli âlemin büyüsü, gözlerimizin içinde eriyerek
yeşeren aşk, zamandan soyulan renk, sükutun söylediği sözler, şelale
saçlı yapraklar, çilelerin sesiz dili, zulüme perçinli hayat,
ağarmış yaprakların gençliği, sükutten evler, örümcek ağma takılan
şehir, aşkın
beyaz örtüsü, vuslatın mihrabında hayat çiçekleri, ölümü perdeleyen,
hayatı zorlayan şehir, rüzgarların önünde koşan hasret, sabır kada^
dayanıklı gül gibi nazik itaatkar, merhameti yılanın vicdanı,
karanlığın beyninde ihanetin tacı, eskimez yeniye yerleşiyor fecir,
gözlerinin ateşine yenik düşen zulüm, sabrın yeşil gülü, aşkı hesaba
çeken sevgili" gibi anlamlı tamlamalarla şiirinin güzelliğini arifin
anlayışına bırakıyor, aşağıda sadece bir kısmını okuyucunun yüreğine
iliklediğim mısralarda ise şiir ülkesinin ileri noktalarına doğru
vakarlı ve bir o kadar da aşk ve sevgi dolu olarak yürüdüğünü
ispatlıyordu.
"Şahadetin
mihrabısın
/ Peygamberin yüreği / Cennet
ayaklarına
serilir / Muhammed'i doğuran anne"
"ölümün ölümsüzlüğü giydiği yerdeyim /
azaldıkça çoğalır sayılar / öldükçe dirilen canlar bilirim / gamdan
beslenen baharda / selamsız geçen gün haram bana /
yokluğum varlığa yürüyen sevgili"
"Yer yok nefrete buralarda/ Eskimek bile güzel gönül evinde"
Tebessümde coşuyorum, tebessümde
yüzüyorum / Koşuyorum tutamıyorum kendimi kendimden / Ruhumun
bülbülü konuyor beyaz yağmura / Şefaatçi; karanfili sunuyor Rabbim'e
/ Şelale saçlı yaprakların altında / Güneş gibi bakıyorum / Beyaz
şehrin cadde ve sokaklarında"
"Bildim saf derdimi sustum âleme /
Kavruluyor bir çiçek can kafesimde / Denize ulaşmaz yağmurumun rengi
/ Çıkmaza sürüklenen sel gibiyim”
"Gözyaşı/Bir kuş olur da uçarmış /
Uzaktan uzağa/Müminlerin dualarında”
"Bir sabah omuzlarımızda güneş/Sıra
dağlar gibi yürürüz/Uykumuz yellere, korkumuz sellere/Artık kırılmış
can kafesimiz"
"Aydınlık saatlere
yaklaşıyorum / Gemi ay yüklü, yalnızca ay / Bir çift Nur yansıyor
Rabbimden/Ben hicret dedim, bana siz kurtuluş deyin"
"Düşünüp bir kere göklere kaldırsak
başımızı / Görürüz geldiğini Nebi'nin Uhud'dan / Bize öğretmediler
hakikatin sırrını / Oysa bin bir renkli kelebekler geliyor ışıktan"
"Şimdi yol gösterin bana/Zaman elimde
kaldı/Gece kuşların kalbine sığındı/Ve ben hala "huysuz konuğu
arzın"/Dilimde ismin ağlamak istiyorum"
"Dallar birleşir ulu kökte/Uzaklar
yakın olur bu yürekte/Göğün altı üstü çepe çevre şenlik/Akıl dilde
coşar tekbir olur"
Paşa Ağabeyle 1990 yılında Ağabeyim
vesilesiyle tanışmış, konuşmuş, dost olmuş, böyle bir dosta
kavuşmanın verdiği mutlulukla sevinmiştik. Ölüm haberini 2 Nisan
2007 tarihi akşamında değerli dostu, dostumuz, kaliteli, kadirbilir
şair, yazar kardeşimiz Kenan Yaşar'dan öğrenip kelimelere dökmekten,
cümlelerle ifade etmekten aciz kaldığımız bir acıyla üzüldük.
Güzel insandı, güzel insanların ebedi
olarak yaşayacağı güzellikler âlemine hicret eyledi. Tanıyanların
şahitliği, duası hep onunla olacaktır. Ebedi âlemde ebedi sevgilisi
ile ebedi olarak kalacaktır inşallah.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet
olsun...
Âmin...
|
|
|

 |
|
akıbet
(paşa çeten'e)
akıbet demişler sona bilinmez
bir perde ardında saklıdır bekler
dikilmiş perdeye meraklı gözler
kim bilir yarın ne görecekler
bekleyiş sonsuz bir ufuk misali
yaklaştıkça kaçar hemen hayali
bir tohum gibidir dünyanın hali
tohum çatlamadan açmaz çiçekler
yıllar saçlarımı ağartan yıllar
sizin eseriniz alnımda yollar
avutmuyor beni yalancı fallar
her zaman umudu umuda ekler
doğru tek değişmez değişse zaman
saatler tak diye durduğu bir an
dağılır atiye çöken bu duman
fallar susar dile gelir gerçekler
şairler
uzanır
(paşa çeten'e)
yarım kalır bıraksan ardında dünyayı
beden taş kesilir görünce musallayı
kalpler durur kalplere karşı durunca
yürekler yüreklileri teneşirde bulunca
şairler uzanır göklere kalkınca erken
özgürce okusun mısrasını paşa çeten
|
|
|


|
|
Aşkın Son
Hali: Paşa Çeten
Selahattin AYDEMİR
Bir insan onu anan kimse kalmadığı zaman ölür.
BarışMANÇO
Ölenler hayvandır. Aşıklar ölmez.
Yunus EMRE
Rahmetli Paşa Çeten Çorumlu iyi bir
şairdi. Şair; yazar, gazeteci gurubundan herkes onu tanıyordu. Ben
iki yıldır tanıyorum. Yazarların haber merkezi olan sahaf Mustafa
GÖKGÖZ'ün mübarek (bence) merdiven altında tanışmıştık. Elbette
arkadaşları onu kişilik olarak benden daha iyi tanırlar. Ben de
zaten burada şöyle adamdı böyle adamdı diye kişilik özelliklerini
yazmıyacağım. Çünkü özel hayatına dair hiçbir bilgim yok.
Nasıl ki İstanbul'dan geldiğimde
Çorumlu beni ilk tanırken LDP İl Başkanı olarak siyasi kimliğimle
tanıdı ise ben de Paşa Çeten i
şair
olarak tanıdım.
Şiirlerini çok dinledim. İlk duyuşta
anlaşılacak şiirler değil. Genelde pek çok kişinin "Ne diyor bu adam
yahu?' diyeceği türden şiirler.
Halbuki ben Paşa Çeten'in şiirde
özel bir
çizgisi olduğunu düşünenlerdenim.
Edebiyat biliminde şiirleri hangi... izm’e girer bilmiyorum ama
Sembolizme çok uyduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sembolizm'in
tarifi şöyle:
Anlatılması doğrudan doğruya mümkün
olmayan duygu ve heyecanların incelik ve deriliklerini sembolik
ifadeler kullanarak ve bu ifadeleri meydana getiren seçkin
kelimelerin müzikal ahengi sayesinde telkin etmek isteyen sanat
cereyanıdır. (Edebî Çığırlar Kitabi. Bahri Ulaş. Sayfa. 26.
Ankara.1963 )
Şimdi şiirlerine ve son dönemde
yazmaya başladığı hikâyelerine bakarak Paşa Çeten in kim olduğunu
anlamaya çalışalım.
1991 de bastırdığı ilk ve tek
kitabı, 'BU BAHAR NEREDE
BIRAKIR BENİ"
isimli
şiir kitabına bir göz atalım.
Evvelâ ismi tuhaf.
"Bu Bahar Nerede Bırakır Beni (*)".
Kitabın içini açıyorum. Bana hediye ederken kullandığı ifade şu:
"Sn. Selahattin Aydemire Hislerimin
günahlarım yüklüyorum. İyi dileklerimle. 29-01-2005 saat 12,00 Paşa
Çeten."
Söz konusu kitap. Sayfa 6 - FELAH
şiiri:
"Tünelden çıkıyorum
Hâlâ ağır yürüyor
kanım
Kalbim dayan artık
Sabaha başını koydu gün
Bendeydi sabırların tükeniş korkusu
Çilelerin sessiz dili Zulme perçini i
hayat
Yokuş bitti
Ekecek gücüm de yok denizleri
Bütün bunlar nedir ki aşkın elinde
Bir küçük eşya,
bir yalan
Bende
sabırların menbaı
Çiçekler melekler
Ve aşk”
|
|
|

 |
|
Bütün insanlar gibi hayatın
binbir sıkıntısını yaşayan şair, var olan ve var olacak olan
sıkıntıları tünele benzetiyor. Ancak bir şekilde tünelden
çıkıyor.(Kurtuluyor).
Biraz daha dayan diyor kalbine.
Çünkü bütün
sevgi gücünü yüklediği yer orası, dayan
aıtık diyor. Çünkü "sabaha başını koydu, gün."
Yakında aydınlık, yani güneş, ümitler,
güzellikler, aşk ve sevgi, tünelin bıraktığı karanlık izlerden
kurtulacak. Felah gelecek. Ruhu FELAH'a erecek.
Buna rağmen
içinde
sabrının tükeneceği korkusu var. Tünelden çıkmış,
karanlıktan
çıkmış ama hayatın
binbir türlü çilesi, kederi, yani 'yokuşlar" hâlâ
duruyor. Hâlâ karşısına bir dert bir
çile
çıkabilir. Zira Paşa Çetene göre "Hayat,
zulme perçinli ! ".........
Lütfen, hayat- zulüm- perçin üçlüsünün
içerdiği manaya dikkat edin. Hayat ıstıraplarla dolu demiyor. Zulüm
hayata perçinli !...
Huzuru, Felahı ısrarla aramaya
devam ediyor. Tünelden sonra karşısına yokuş çıkıyor. Yokuş da
bitiyor. Fakat yorulmuş. Hayatına ve tüm dünyaya denizleri yani
hayat bahşeden, canlılığın ve mutluluğun aslı" DENİZLERİ ekmek"
istiyor. İstiyor ama gücü
kalmamış. Deniz aynı zamanda çok alan kaplaması bakımından saadet ve
huzur tohumu olarak gördüğü denizi
bütün dünyaya etmek yani yaymak istiyor. Deniz burada şairin ne
kadar çok ne kadar büyük bir huzur istediğini gösteriyor. Ama bunu
kendi için istemiyor. Çünkü deniz bir kişinin olamaz. Bütün
insanlığındır. Bunun için DENİZ EKMEK istiyor. Yani denizi ekmek
istemek. Denizi ekmek ! Çok büyük bir istek. Niçin. İnsanlar için.
Bütün bunlara, kendinden çıkıp şöyle
bakınca yine de esef etmeye hiç lüzum görmüyor. Aşkın elinde bu
tüneller, bu yokuşlar bu çileler nedir ki !
"BİR KÜÇÜK EŞYA, BİR KÜÇÜK YALAN"
diyor. Huzur ve sükunet denizler boyu iken dertler önemsiz bir eşya,
küçük bir yalan.
Aslında hiçte böyle değil. Şair bunu
iyi biliyor. O önemsiz küçük şeyler denizler boyu huzuru kemiriyor.
Yok ediyor. Yaşatmıyor.
Ve
Hayatın değişmez ve değiştirilemez
katı ve acı gerçeğini götüyor. Yarın yine önüne bir tünel veya
bir yokuş geleceğini
biliyor. Kendini, hayatın gerçeğine hazırlanmaya yönlendirerek FELAH
isimli şiirini şu satırlarla bitiriyor.
" Bende sabırların menbaı ....' yani
iman ve tevekkül
Çiçekler,melekler '.. yani dünyaya ve ahrete ait değerlere sevgi
saygı
Ve aşk" ...
've aşk ! ....yani sonsuz mutluluk!
Evet 1991 de Paşa Çeten doğru
söylüyor. Bu karanlık ve yokuşlarla dolu hayatta, ömrümüz tamamen
karanlıkta geçmiyor. Tünel mutlaka bitiyor. Mutlaka "Gün sabahlara
başını koyuyor. İçimizi aydınlatıyor. Sabır ve gayretle yokuşları
aşıyoruz ama önümüze bir başka yokuş daha çıkıyor. Bunları önlemenin
mümkünü yok. O halde tek geçerli çare, 'Menbaı'na" tevekkül ederek
yani içinde ki iman menbamdan gelecek sabra sarılmak gerektiğine
inanıyor. İçindeki çiçeklere yani dünyayı güzelleştirmeye ve
meleklere yani ahretin huzuruna, sevgiye yöneliyor. Ve sonunda bütün
bunları harmanlayıp her ne pahasına olursa olsun AŞK diyor.
Söz konusu kitap. Sayfa 7 - ŞİMDİ YOL
GÖSTERİN BANA şiiri:
"Meçhuller şehrinin tam
ortasında
İki gülü seviyorum
Damarlarımda çağlayanlar
Öyle dolu
öyle heyecanlıyım ki
|
|
|

 |
|
Yeşeren ateşin alevinde
Korkularımı tanıyorum.
Şimdi yol gösterin bana
Zaman elimde kaldı
Gece, kuşların kalbine sığındı
Ve ben hâlâ 'Huysuz konuğu arzın"
Dilimde ismin ağlamak istiyorum
Rüzgârların önünde koşan hasretim
Tıkanıyor kalbimin sarp geçitlerinde
İçimde işgalci dağlar
Kirpiklerimin ucunda eriyor ufuk
Nerdesin gülüm,
nerdesin ey ölümüm"
Aynı mananın aynı Paşa Çeten'in başka
bir renkten görünümü. Bütün şiirlerini tek tek yazmakla ve
yorumlamakla bu yazı baş olmaz. Ancak söz konusu kitaptan
şiirlerinin içinden bazı satırları dikkatinize arz etmek istiyorum.
Bunları okuyunca
bazılarının
dediği
gibi
"Ne
diyor bu adam yahu!1 diyemeyeceksiniz. Bilakis "Ne
hayal gücü varmış bu adamda yahu!" diyeceksiniz.
Söz konusu kitap. Sayfa 8 -
"Sen gözlerimi koy dualarının arasına
Bir gurbet selamı gibi ezik
Lapa lapa bir akşam gibi yağan"
Söz konusu kitap. Sayfa 9 "Kurşun dök yüreğime
Diller sırrımızı söylemesin
Aman ey aman düşmesin üstümüze
Gurbetin gölgesi"
Söz konusu kitap. Sayfa 10 -
Asıl tarzı değil ama Koşma Tarzında
yazdığı klasik bir şiirinde cemrelerin düşüşüne bakın.
"Bulutlar yağmurmuş, bulutlar
karmış
Toprakta tohumu heyecan sarmış"
Aşkın e hali sayfa 8 GÖZLERİMİN
CADDELERİNDEYİM şiirinden "Gözlerimin caddelerinde hayalden evler
yapıyorum
alnımda kara leke, pencerelerde siyah perde
perdeleri soyar gibi sıyırıyorum
camlardan
"gülün dikene secdesince" günahlaşıyorum
aklımın sokağında yol göstermiyor
fenerler"
"Deli hayalimin sesiyle örülüyor
vicdanımın duvarları'
"menekşe mezarlığında toprağı öpüyor ışıklar'
Şiirde bu derece gizemli teşbihler
yaratan bir insan şairdir. Bu şair Cenap Şehabettin kadar, Ahmet
Haşim kadar semboliktir bence.
Biraz da son denemde denemesini yaptığı hikâyelerine
kısaca göz atalım.
|
|
|

 |
|
Aşkın E hali sayı 3 sayfa 8 GÜN
YIKILIRSA.
"Ateş hünerini göstermeye başladı. İlk
önce suları çarmıha gerdi. İki metre kalınlığında bir metre eninde
buz tutan ovada 'Haydi koşun buz üzerinde" dedi. Ve "Kim birinci
gelirse ona (sevgilim rüzgârı) ödül olarak vereceğim ..."
Atlar koşmaya başladı. Ateş
şöyle düşünüyordu; "Atlar buz üstünde koşamaz, ayakları kayar,
koşuyu bitiremezler. Böylece sevgilim rüzgârın intikamını alırım.
Sevgilim rüzgârı da
içine
düştüğü durumdan kurtarırım. Eskiden olduğu gibi beraberliğimiz ölüm
bizi ayırana kadar devam eder."
Yüzlerce at buz üstünde ölesiye yarışmaya başladılar
çatlarcasına. Tam beyaz at birinci
geleceği sırada, koşuya giren atlar beyaz atın karnına girerek tek
bir at oldular. Böylece hepsi birinci gelmişti."
Hikâye böyle çok enteresan benzetmelerle devam
ediyor. Paşa Çeten şiirlerinde ki
gizemin kaynağını ve içinde ki imanı anlaşılmaz sembol ve
teşbihlerle sırlarken aslında hikâyesinde bir şeyleri ifşa ediyor.
Çoban Murat'ın ağzından Yeter Ağaya bakın nasıl sesleniyor? Ki Yeter
Ağanın putu beyninde ki beyaz kelebektir. (İsimlerin de bilerek
seçildiğini ve birer simge olduğunu düşünün.)
"Ey Yeter Ağa, şu hadisi de unutma:
'Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum. Onlara
sarıldığınız müddetçe delalete düşmezsiniz. Biri diğerinden daha
büyüktür. Ve o Allah'ın gökten yere uzanan kurtuluş ipi Kur'an'dır.
Diğeri de Ehli beyt'imdir. Bu ikisi hiç ayrılmazlar. Kevser
Havuzunda bana ulaşırlar."
Alimlerin sözleri Yeter Ağaya tesir
etmedi.
… … …
Ağaların gayesi güneşi mezara koymaktı
ama iş değişti. Bu olaydan sonra Yeter Ağa daha da kötüleşti. Nefes
alırken maymun iştahlı , nefes verirken yılan yüzlü oluyordu. … … …
Toplantının sonuna gelinmişti. Çoban
Murat şöyle diyordu:
-Beni yaktığın kadar yan. Yandığın
kadar haykır.
Halk oy birliğiyle bu sözlerin
içindeki manaları kabul etti ve vicdanlarıyla imza altına aldılar.
Salih, ay yüklü gemiye binerken, rüzgâr, elindeki kâğıtları alarak
boşluğa savurdu.
Arkasından gümüş suyun gözleri gülüyordu."
Salih'i, has kullar; ay
yüklü
gemi'yi/ şeriat-ı Muhammediye; Rüzgâr'ı, kader;
kağıtları, alın
yazısı; gümüş suyun gözlerini, mürşit olarak düşünmeye çalışsak
masal gibi anlatılan bu hikâyedeki
derinlik daha iyi anlaşılır sanırım.
Bu arada şunu belirtmeliyim. Pek çok şiirlerini
ezberinde tutardı. Yeni şiirlerini
ezberden okurdu.
Bu
yolla
bana okuduğu birçok şiiri maalesef basılmadığı için
yayınlanmadığı
için burada söz konusu yapamıyorum. Ancak bunların içinde bazı
şiirleri vardı ki içinde ki iki satır,
iki sayfalık sözün sıkıştırılıp hap yapılmışına benziyordu.
Yani her şiiri ve hikâyesi derinliği olan semboller
ve benzetmelerle dolu kaliteli
doğmalardı. 1991
den bu tarafa ürettiği pek çok şiiri vardı. Kitap yapmasını çok
istiyorduk. Kısmet olmadı. İnşaallah kısa bir zaman sonra bir
şekilde bu
şiirler doğum evinden
dünya evine çıkar ümidiyle,
ALLAH RAHMET EYLESİN PASA ÇETEN.
(*) 1991 de ki bahar Onu bir yerde bırakmadı. Fakat
2007 nin Baharı tam eser
verme mevsiminin
baharında bırakıverdi. Yaşasaydı her mevsim meyva verecekti.
Çünkü asası tutmuştu bir kere. |
|
|
|
|
|
|
|
|